Temmuz 30, 2006
ÜÇ NOKTA Sayı:6 (Temmuz-Eylül) 2006
1960’lar: Yeni bir dünya mümkün! Bu sayımızda, altmışlı yılların şiirini merkeze alarak; 60-70 aralığının şiir, edebiyat, kültür, sanat, sosyolojik ortamını bugünün gözüyle anlamaya çalıştık. Altmışları hatırlayacak olursak; sosyal, siyasal konularda bilinçli, sanata karşı ilgili, savaş karşıtı, özgürlükçü, barışçı, siyasi, edebi, ahlaki her türlü itirazını cebinde bir öğrenci pasosu gibi değil; ruhunda ‘yeni bir dünyanın mümkün’lüğünü taşıyan, toplumu değiştirecek gücü kendinde gören dönem gençliği: ‘68 Kuşağı’, yaptıklarıyla dünyanın hafızasında tuttuğu o önemli yeri korumayı sürdürüyor... 60’lı yılların ikinci yarısında Nâzım Hikmet’in kitaplarının yayımlanmasının serbestleşmesi, 27 Mayıs Darbesi -ya da dönemin ifadesiyle Devrim(!)- sonrası hazırlanan 61 Anayasasının getirdiği görece özgürlük ortamı, haftalık periyotlarla etkin güncel-düşünsel-siyasi kültür dergilerinin yoğun olarak dolaşıma girmesi ve gündemi belirlemesi, Fransa merkezli ‘özgürlük hareketleri’nin bize yansımaları, o yıllarda olan belli başlı gelişmelerdi. Sanat ta tüm bu sosyal hayatı değiştirip dönüştüren gelişmelerin dışında değildi! Ki altmışlı yıllar şiiri; ‘alt yapının üst yapıyı belirlemesi’, sanatın işlevselliğinin başat dert olarak algılanması, öyle tanımlanması,… şiirin toplumsallaşması, deyim yerindeyse tabana yayılması altmışlı yıllar şiirinin ikinci döneminde her ne kadar II. Yeni şiiri çekiciliğiyle, diliyle, söylemiyle göz önünde bir yerde olsa da sokaktaki kalabalığa karışarak yetmiş şiirini hazırladı. Memet Fuat’ın şiir yıllıkları, kültür-sanat dünyamızı zenginleştiren çevirileri ve Yeni Dergi’nin yayımlanmaya başlaması, Cemal Süreya’nın Papirüs’ü, Cöntürk ve arkadaşlarının tavrını dillendiren: Devinim 60, Dönem, Yordam. 67’de Sosyalist Gerçekçi şairlerin Yeni Gerçek dergisinde yayımladıkları ortak imzalı bildiri, 69’da Ant dergisinde ‘Genç şairleri savaş açıyor!’ adlı manifesto (Behramoğlu, Özel, Mert, Berfe), köy enstitülü yazarların ‘köylü aydınlanması’na dair verdikleri ürünler… şiirin, edebiyatın içinde önde duran gelişmelerdi. Altmış Kuşağı şairlerinin dikkat çekici bir yönü de belirli anlayışlar etrafında, dergilerde bir kuşak bilinciyle hareket etmeleri, II. Yeni’nin dile ve şiire getirdiği kazanımlardan beslenmeleri (Sosyalist Gerçekçi anlayışı benimseyen şairler hariç.) ve hemen her birinin şiirin yanında eleştirel yazı yazmalarıdır diyebiliriz. Altmışlı yılların şiirini anlamak 60’lı yıllara değişik açıdan bakarak ve farklı disiplinlere yaklaşarak ancak mümkün olabilir. Bu bağlamda 60’lı yılların sosyolojik ve edebi yapısını Murat Belge, Muzaffer İlhan Erdost ile dünya ve Türkiye’deki 68 kuşağını Focuolt, Ertuğrul Kürkçü’yle ve altmışlı yıllar şairlerinin birkaçıyla (Berköz, Berfe, Canberk, Sezer, Turan, Timuçin) söyleşerek hazırladık. Bazı yazıları, sayfa sınırlaması nedeniyle erteledik, oylumlu yazıların da ancak bir bölümünü yayımlayabildik. İlgilerinden dolayı teşekkür eder, bu mecburiyet için özür dileriz, tüm şair ve yazar dostlarımızdan… Yazıların tamamı ve devamı hazırlamakta olduğumuz ‘3 DARBE 1 KİTAP’ta yer alacak. Altmışlı yılların; şair, dergi ve eleştirmenlerini ‘genç’ arkadaşlarımıza, kuşağımıza hatırlatmak anlamında adlarına burada yer vermek isteriz. Dönemin ilk anda akla gelen eleştirmenleri: Memet Fuat, Rauf Mutluay, Hüseyin Cöntürk, Asım Bezirci, Adnan Benk, Eser Gürson, Konur Ertop, Muzaffer Erdost, Güven Turan, Haluk Aker,... Şairleri: Ataol Behramoğlu, Güven Turan, Haluk Aker, Egemen Berköz, Eray Canberk, Sennur Sezer, İsmet Özel, Metin Demirtaş, Afşar Timuçin, Hüseyin Peker, Cahit Zarifoğlu, Özkan Mert, Halil İbrahim Bahar, Süreyya Berfe,... Dergileri: Dönem, Yeni Dergi, Papirüs, Devinim, Yordam, Yeni Gerçek, Evrim, Yelken, Yeni Ufuklar, Halkın Dostları, Soyut, Ataç, Yeni Eylem, Dost, Şiir Sanatı... diye sayabiliriz... Sivas kıyımının 13. yılında 37 ‘can’ı saygıyla anıyor ve bu ay dem köşemizde ‘Sivas acımız’: Behçet Aysan’ın ‘beyaz bir gemidir ölüm’ şiirine yer veriyoruz... Altmışlı yılların; kültür, sanat, sosyolojik ortamını, edebiyatını, şiirini, şairlerini, dergilerini,… tanımak için önemli bir anahtar olduğu düşündüğümüz bu sayımızın ardından gelecek sayımızda 70’lerin şiiri, şairleri, edebiyat dergileri, sanat ve toplumsal ortamıyla,.. devam edeceğiz. İlgilenen arkadaşlarımızı dergimizin sayfalarında buluşmaya davet ediyoruz. Dergimizin şiir sayfalarında yoğun olarak 2000’li yılların ‘yeni’ şiirine yer vermeyi ve ‘genç’ şair yazarlarımıza kapılarımızı aralamayı sürdüreceğiz… İyi Okumalar Cenk GündoğduÜÇ NOKTA Sayı:6 (Temmuz-Eylül) 2006 İÇİNDEKİLER:cenk gündoğdu 1 eşik............ 1960’lar: yeni bir dünya mümkün! behçet aysan 4 dem(şiir)..... beyaz bir gemidir ölümroland barthes 5 poetika....... şiirsel bir yazı var mıdır? cenk gündoğdu 6 dosya......... 60’lara bakmakmurat belge 7 söyleşi........ “şiddetin milliyetçilik ve her şeyle...”müslim çelik 12 şiir.............. şehir diyalektiğimichel foucault 13 söyleşi........ ’68 mayıs’ı foucault’güven turan 16 söyleşi........ “60’lı yıllar, çağdaş eleştirinin başlangıcıdır...”gökçenur ç. 19 şiir.............. dirim dolu çırpınmabetül tarıman 20 şiir.............. her ağaç adıyla yaşarsüreyye berfel 21 söyleşi........ “dille oynanamaz, çocuk oyuncağı...”eray canberk 23 söyleşi........ “başlangıçta II. yeni’ye yakınlık...”betül dünder 25 şiir.............. bendirafşar timuçin 26 söyleşi......... “eleştirinin hali haraptı...”tozan alkan 27 şiir.............. hayat memat bilgisiegemen berköz 28 söyleşi........ “bizim kuşak dergi çıkarmaya...”muzaffer ilhan erdost 30 söyleşi........ “ikinci yeni şairleri de ...”berfe 35 şiir(elizi)...... yorgo seferis’e iskele ışıklarıülkü tamer 36 deneme...... papirüs ve cemal süreyamehmet h. doğan 37 deneme...... 60’larda eleştiri ortamıonur caymaz 40 şiir.............. sonra?kemal özer 41 deneme...... 60’lı yıllar ve şiirayşe nalan 42 şiir.............. cehenneme kurulusennur sezer 43 deneme...... 1960: bu kuşağı dönemin...doğan ergül 45 şiir.............. ruyaataol behramoğlu 46 deneme...... 1960 şiiri üstüne notlaratakan yavuz 47 şiir.............. merzifonda gün batarkenaydın hatipoğlu 48 deneme...... yeni gerçek dergisigüray öz 49 deneme...... 60’ların, 70’lerin kültür...selma ağabeyoğlu 50 deneme...... deli kızın türküsütahir abacı 51 deneme...... 1960’lara bakış...cenk gündoğdu 57 şiir.............. nehrin atlarıyusuf çotuksöken 58 deneme...... dinci ve dindarazad ziya eren. 60 şiir.............. garami bir şarkıertuğrul kürkçü 61 deneme...... hâlâ bir 68 kuşağı...şeref bilsel 67 deneme...... bahçeye çıkmakemel güz 69 şiir.............. zindan kadınakif kurtuluş 70 deneme...... halkın dostlarıhakan cem 75 şiir.............. mısır el yazmalarıali ayçil 76 deneme...... karakoç, özel ve zarifoğluderya önder 77 şiir.............. balkondaki güvercincelâl soycan 78 deneme...... kimin borçlusuyum?merih akoğul 80 deneme...... 60’lı yıllarda fotoğraffatih altuğ 82 deneme...... 60’larda cöntürk ve çevresinde eleştiriaziz kemal hızıroğlu 84 şiir.............. istanbul mahmudesioğuz özdem 85 deneme...... genç şairden mektuplaronur behramoğlu 87 deneme...... 68’liler: mesutları çok az...a. galip 89 deneme...... kuşak tartışmasıfigen özdemir 91 deneme...... 60’larda türk sinemasıdünyada edebiyat 93 deneme...... şiirin-şairin mevsimi III deniz durukan 95 deneme...... 60’larda popüler müzük
 
posted by astralvoyage at 12:50 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Temmuz 29, 2006
Melih Cevdet Ödülü Küçük İskender’in
Bu yıl ilk kez düzenlenen Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü'nü, Sel Yayınları’ndan çıkan 'İskender'i Ben Öldürmedim' kitabıyla küçük İskender kazandı. küçük İskender 3 bin YTL para ödülünün de sahibi oldu. Türkiye Yazarlar Sendikası ile Milas-Ören Belediyesi işbirliğiyle düzenlenen yarışmada Doğan Hızlan, Ataol Behramoğlu, Orhan Koçak, Eray Canberk, Egemen Berköz, Refik Durbaş ve Enver Ercan'dan oluşan seçici kurul tarafından ödüle layık görülen küçük İskender'e ödülünü 4-6 Ağustos arasında Ören'de gerçekleştirilecek Melih Cevdet Anday Şiir Günleri'nin açılışında verilecek. Küçük İskender, Melih Cevdet gibi bir usta adına düzenlenen bu ödülü kazandığı için çok mutlu olduğunu belirtti.

Küçükiskender

28 Mayıs 1964’te İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde beş yıl okuduktan sonra ayrıldı. Bir süre de İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğrenim gördü. 1985 yılından itibaren çeşitli edebiyat dergilerinde şiir ve yazıları yayımlanmaya başladı. İlk ve uzun şiirleri Adam Sanat Dergisi'nin hemen her sayısında yer aldı. Temalarında alışılagelmişin kimi kez tam karşısında yer alan, polemikçi, başkaldırıcı şiiriyle sadece 1980'li yılların değil tüm Türk şiirinin en gözüpek şairi. Fazlaca karışık ve yer yer fazlaca uzun ve çoğaltımcı şiiri özgün çarpıcı başarı düzeylerine de ulaşabiliyor. Geleneksel yöntemler kullanarak yazdığı divan tarzı şiirleri, gazelleriyle de dikkat çekiyor.

Günümüze değin bunca yıllık süreye onlarca şiir ve özgür metin, bir günlük, üç roman, iki özel derleme, bir inceleme, bir antoloji olmak üzere birçok kitap sığdırdı. Kimi Avrupa ülkelerinde çıkan antolojilerde şiirleri basıldı. Kanada'da yayımlanan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD'de ise Murat Nemet Nejat'ın 'eda' kavramında yoğunlaştığı Türk şairlerinden çeviri antolojisinde kendine yer buldu. 2000 yılında İtalya'da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışması'nda (La Giovane Poesia D'europa Nel 1999) ilk ona girdi ve bu şairlerle birlikte kitaplaştırıldı. Yine aynı yıl içersinde uzun zamandır sinema dalındaki jürisinde de yer aldığı Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nde 'Bir Çift Siyah Deri Eldiven' adlı şiir kitabıyla birincilik alarak ödüllendirildi. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümü master öğrencilerine 'Postmodernizmin Görsel Malzemeye Etkisi' üzerine bir seminer verdi. 2001 yılında Almanya'da, 2002'de de Hollanda'nın çeşitli şehirlerindeki etkinliklerde konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla yeraldı. 2003 yılında Berlin'de düzenlenen İlk Türkiyeli Eşcinseller Kongresi'nde bu konudaki dekleresini okudu. 2004'te Newyork'ta ve Kuzey Carolania'da üniversitelerde konuşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu. Ayrıca Türkiye'de farklı üniversitelerde ve liselerde panellere, workshop'lara katıldı. 2005 ODTÜ Bahar Şenliği'nde ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu için bir açıkhava söyleşisine konuk olarak katıldı. Bir dönem seslendirme, senaristlik, radyo programcılığı, şiir matineleri de yapan küçük İskender, içlerinde 'Ağır Roman' ve 'O Şimdi Asker'in de bulunduğu beş filmde de oyuncu olarak rol aldı. Halen Varık, Adam Sanat, Yasak Meyve, Kaçak Yayın adlı dergiler ağırlıklı olmak üzere yazmaya ve kitaplaşmış eserlerini yayımlamaya devam etmektedir.

Kitap listesi

Şiir
* Gözlerim Sığmıyor Yüzüme (1988 / Adam Yayınları)
* Erotika (1991 / Adam Yayınları)
* Yirmi5April (1994 / YKY)
* Periler Ölürken Özür Diler (1994 / Gendaş)
* Suzidilara (1996 / Adam Yayınları)
* Güzel Annemin Hayal Gücü (Tek Baskılık Kitap) (1996 / Hera Şiir Kitaplığı)
* Ciddiye Alındığım Kara Parçaları (1997 / YKY)
* Papağana Silah Çekme! (1998 / Om Yayınları)
* Alp Krizi (Tek Baskılık Kitap) (1999 / Çalıntı Yayınları)
* Gözyaşlarım Nal Sesleri (1999 / Adam Yayınları)
* Bir Çift Siyah Deri Eldiven (2000 / Adam Yayınları)
* İpucu Bırakma Sanatı (2000 / Om Yayınları)
* Bahname (2000 / Om Yayınları)
* Klarnet (2001 / Om Yayınları)
* Kahramanlar Ölü Doğar (2001 / Om Yayınları)
* Çürük Et Deposu (2001 / Adam Yayınları)
* Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm (2002 / Om Yayınları)
* Eski Kral Deposu (2002 / Adam Yayınları)
* Siyah Beyaz Denizatları (Toplu Şiirler I) (2003 / Gendaş)
* Barudî (Kürtçe Çeviri) (2003 / Piya)
* Dicle ile Fırat (2004 / Gendaş)
* Bir Daha Bana Benzeme Angel! (2004 / Varlık)

Serbest Metinler
* Dedem Beni Korkuttu Hikâyeleri (1992 / Parantez)
* İkizler Burcu Hikâyeleri (1993 / Parantez)
* 666 (1994 / Gendaş)
* The Kırmızı Başlıklı İstasyon Şefi (1996 / Parantez)
* Belden Aşağı Aşk Hikâyeleri (1996 / Parantez)
* Pop H'art (1997 / İnkılâp)
* Balık Burcu Hikâyeleri (2000 / Parantez)
* Made In Hell (2001 / İnkılâp)
* Insectisid (2002 / Stüdyo İmge)
* Necronomicon / Ölüm Kitabı (2004 / Turuncu Medya)
* Burç Hikayeleri (2005 / Sel Yayıncılık)

Romanlar
* Flu'es (1998 / Parantez)
* Cehenneme Gitme Yöntemleri (1999 / Parantez)
* Zatülcenp (2000 / İnkılâp)

Özel Derlemeler
* Kanlı Lağım Fareleri'den küçük İskender'e (2001 / Stüdyo İmge)
* Aşk Şiirleri Kolonisi (2004 / Everest)

İnceleme / Eleştiri
* Şiirli Değnek (1995 / YKY)
* Eflatun Sufleler (2002 / Gendaş)
* Rimbaud'ya Akıl Notları (2004 / Alkım)

Günce
* Cangüncem (1996 / Gendaş)
 
posted by astralvoyage at 8:02 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Temmuz 28, 2006
Tiyatro ve Sinema Dünyasında Yaprak Dökümü
Tiyatro ve Sinemanın sevilen oyuncularından Ayşen Tekin ve Baykal Saran vefat etmiştir.
Baykal Saran'ın cenazesi yarın Cebeci Asri Mezarlığı’nda defnedilecek. Yakın zamanda Tiyatro ve sinema sanatçılarından Mehmet Akan ve Gazeteci - Yazar Reha Mağden'i de ebediyete uğurladık. Sanatçılarımıza allahtan rahmet diliyorum.
 
posted by astralvoyage at 8:57 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Temmuz 24, 2006
Can Yücel'in bu yıl Datça'da yapılamayan! şenliğinin hatırına...

Can Yücel (© BeKa)

Fotoğraf: Bekir Karadeniz


HAYATI

Şair, yazar, felsefe hocası, milletvekili, konservatuar ve köy enstitülerinin kurucusu Hasan Ali Yücel'in oğlu Can Yücel, 1926'da İstanbul'da dünyaya geldi. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. 1950 'de yurda geri döndü ve aynı yıl babasının önerisi ve desteği ile ilk kitabı ''yazma''yı çıkarttı. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu yıllarda Che Guevera ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıla mahkum oldu. İki yıl sonra genel bir afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından ''Bir Siyasinin Şiirleri'' adlı kitabını yayınladı. Şair'in bu kitabı için ilk kez yoğun ve ciddi şiirle ilgilendiği dönemin şiirlerini içerir diyebiliriz. "Bir Siyasinin Şiirleri" nin önsözünü yazan Refik Durbaş, kitabı ''Can Yücel'i geniş okuyucu kitlesiyle buluşturan, kişisel ve toplumsal yaşamın acı bir dönemini dile getiren, öfkeli, alaycı, boyun eğmeyen, siyasal şiirlere ağırlık verilen bir kitap'' olarak değerlendirir. Can Yücel ise yazdıktan seneler sonra, "kişinin dış baskıların hışmı karşısında kendi özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için kullandığı bir savunma mekanizması, baskının, acının üstüne gidiş" olarak nitelendirir.

Şair 1973'de "Sevgi Duvarı" kitabıyla kitlelerle daha yaygın bir şekilde buluştu. Şiir kitapları ardarda gelmeye başladı : "Ölüm ve Oğlum", "Şiir Alayı", "Rengahenk", "Gökyokuş", "Gece Vardiyası", "Güle Güle Seslerin Sessizliği" ..... Bunlardan bazıları.

Can Yücel ayrıca Lorca, Shakespeare, Brecht gibi ünlü yazarların oyunlarından çeviriler yaptı. Bu kendine has çeviriler kimi zaman beğenilip ayakta alkışlanırken, kimi zaman eleştiri konusu oldu. Son yıllarda her hafta "Leman"da her ay "Öküz" de yazıları ve şiirleri yayınlandı. "Mekanım Datça Olsun" demişti. 12 Ağustos 1999 gecesi yitirdiğimiz şair, çok sevdiği Günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya gömüldü.

1988' de kendisiyle yapılan bir söyleşide bu ifadeyi kullanan Can Yücel, müziğe geçişini şöyle anlatır : ''İlk şiirimi on yaşında yazdım. Babamın metresi olan hanımın yuvasındayken. Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm, arkasından bir şiir yazdim. Şiirime babamın yardımı çok oldu. Şiire elverişli bir dünya yaratmıştı babam bana... Hep şiir çevresindeydim. Dili iyi biliyorsan, şiirin ne olduğunu biliyorsan yazmadan duramazsın.''

Şairin şiire bakış açısını düşündüğümüzde, Octavia Paz'la ilişkilendirmekte zorlanmayız. Bu ilişkiyi kuran ortaklık, ''Tek bir şiirin, kendini bütün şairlere yazdırması'' düşüncesidir. Octavia Paz, ''Şairler aslında bir tek şiiri yazar'' derken, Can Yücel şunları söyler : ''Ben şiiri ciddiye almıyorum ki zaten, yeter ki şiir beni ciddiye alsın! Davetsiz misafirdir...Pat diye gelir O, ya bir afrika menekşesini ya ölen bir delikanlıyı bahane eder, oturur karşıma, kaldırabilirsen kaldır artık.''

Şiiri yaşamı çepeçevre saran bir bütünsellik olarak değerlendiren şairin şiirindeki temel öğeler, bu bütünsellik anlayışıyla bağdaşır : Mizah, alay, yergi, öfke, sevecenlik, lirizm, eleştirel bir dünya görüşü, siyasal bilinç...

Can Yücel'de mizah ve yergi başkasını küçük düşüren, gülünçleştiren bir mizah değildir. Yalanı, aldatmacayı, haksızlığı toplumsal düzenin ürünü olması açısından ele alır ve zaman zaman bunların farkında değilmiş gibi kendisiyle de dalga geçer. O'nun şiirlerinde aldatanın da aldatılanın da gülünçlüğünü buluruz.


Can Yücel şiirlerinde var olan ironi için şunları söyler :

''Harika odur ki, insanlar kendi adlarına değil, kainat adına yazarlar. Bütünselliğin dışında bir şiir yoktur. Hayat ve ölüm de bir bütündür. Şiir bu bütünden çıkan çılgınlıktır. Çok ağır geçen hayatımızın içinde ironi, bütünselliği bozmayacak ana çaredir. Bir direnç kahkahasıdır.''

Kendisiyle yapılan bir söyleşide, şiir ve dil hakkındakı görüşlerini şöyle aktarmaktadır : ''Goethe der ya : dil orman gibidir. Ağaçlar çürür orman kalır. Bizde ağaçları kesmeye kalktılar.Bizde katıldık buna.Hala kahroluyorum.Yanlıştı. Sadeleştirme meselesi o bütünlüğün içinde sözcükleri, tümceleri nereye oturttuğunun hesabını vermek meselesidir. Kelimeler bütünselliğin parçalarıdırlar. Şiir kelimeleri bu galaksiye hediye etmektir.'' Can Yücel şiirine bu sözler ışığında baktığımızda, töresel dil anlayışına karşı çıkışı görürüz. Bu karşı çıkış şiirse sözcük dağarcığının genişletilmesi ile beslenir. Küfürler ve kaba sözcükler bu karşı çıkışla, şiirin içine girmiştir.

Can Yücel'in şiirsel imgesini kuruşundaki kaynakları; doğa, insanlar, olaylar,kavramlar, heyecanlar duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanları buluruz. ''Maaile'' şairin kitaplarından birine koyduğu bir ad. Şair için ailesi çok önemlidir, eşi, çocukları torunları, babası... Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımaktadır. ''Küçük Kızım Su'ya'', ''Güzel'e'', ''Yeni Hasan'a Yolluk'', ''Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim'' bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır.

Şairdeki imgeyi dönüştürme işlemi, gerçeküstücülerin üzerinde durmuş oldukları bilinçdışını özgürleştirme çabasıyla bağdaşır.



can

çekir'dağ'ına iner gibi bir meyvanın
indim durdum durmadan belaya;
halt etmiş Datça'da ağustos
bir ağaç kıskanır mı bir ırmağı
yakışır mı hiç yeşil olmağa
eğer sen halksan, bir haltsan, halktansan
sivriysen, yontulmamışsan
ve çivisi çıkmış kavgada
iki taşşak arasına sıkışmış
yarrak kadar yalnızsan
bildim ki sonu yok bu manda gözünün
sonu yok bu acıda açılan uçurumun
bir kadını, bir erkeği, bir
“bir” olmayı sevebilmişsan
yürü git çocuğum!
yürü git 'kızıl'a, 'kara'ya!
ne işin var ossuruktan teyyare yalnızlıkta
sen de kabulsün
sen de varsın götü boklu dünyanın
manasında!
manaya mana katan yüreğinle, davanla
takladaysan
bozulduysan hayata
sana da kulvar açar bu badem!
sana bir kere verir elbet bu
bu...
bu seceresine shakespeare
okuttuğum kainat!

Küçük İskender (21 ağustos 2001 Datça “Can Şenliği”)


ESERLERİ

Nazım, nesir çevirileriyle de tanınan Can Yücel, şiir alanında ilk kitabı Yazma (1950).

Sevgi Duvarı (1974),Bir Siyasinin Şiirleri (1974), Ölüm ve Oğlum (1976), Şiir Alayı (1981, ilk dört şiir kitabının toplu basımı), Rengahenk (1982), Gökyokuş (1984) kitaplarında topladı.

Bütün şiirleri (Gökyokuş dışında) 1985’te yayımlandı: Beşibiyerde.

Öteki şiir kitapları:

Canfeda (1986),

Kısa Devre (1990),

Kuzgunun Yavrusu (1990),

Çok Bi Çocuk (1992),

Gece Vardiyası (1993),

Güle Güle-Seslerin Sessizliği(1993),

Gezintiler (1994),

Maaile (1995),

Seke Seke (1997),

Mekanın Datça Olsun (1999),

Alavara (1999)

Yazıları; Düzünden (1994), Ve Can’dan Yazılar (1995) adıyla yayınlandı.


Yayımlanmış çevirileri:

Hatırladıklarım - E.Roosevelt (1953)

Yeni Türkiye:Bir Garp Devleti - G.Duhamel (1956)

Her Boydan - Dünya Şiirinden Çeviriler (1957)

Ann Frank`ın Hatıra Defteri - A.Frank (1958)

Lord Stadford`un Türkiye Hatıraları - S.Lane Poole (1959)

Sırça Kümes - T.Williams (1964)

Muhteşem Gatsby - S.Fitzgerald (1964)

Lenin Petrograd`da - E.Wilson (1967)

Küba`da Sosyalizm ve İnsan - E.Che Guevara (1967)

Gerilla Harbi - Mao Tse Tung (1967)

Siyah İktidar - S.Charmichael (1968)

Saloz`un Mavalı - P.Weiss (1972)

Yeni Başlayanlar İçin Marks - Rius (1977)

Bahar Noktası - W.Shakespeare (1981)

Şvayk Hitler`e Karşı - B.Brecht (1982)

Don Cristobita ile Don Rosita - F.G.Lorca (1983)

Batı Yakasının Hikayesi - A.Laurents (1988)

Kar Kokusu - C.M.Schulz (1991)

Fırtına - W.Shakespeare (1991)

Oliver Twist - C.Dickens (1992)

Hamlet - W.Shakespeare (1992)

Define Adası - R.L.Stevenson (1992)

 
posted by astralvoyage at 1:59 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Edebiyat Yıllığı 2006
2006 Edebiyat Yıllığı’nda, edebiyatımızın tanınmış isimleri, kendi dallarında değerlendirmeler, 2005 yılında edebiyat fakültelerinin gerçekleştirdiği etkinlikler, edebiyatımızdaki tartışmalar ve olaylar yer alıyor. Kitapçılarda satışa sunulan yıllığın fiyatı 25 YTL.

1000 sayfalık edebiyat yıllığında aydın üzerine tartışmalar, Nazım Hikmet, Adalet Ağaoğlu, Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal tartışmalarına yer veriliyor. 2006 Edebiyat Yıllığı’nda ayrıca 2005 yılında yitirdiğimiz Attila İlhan, Vüs’at O. Bener, Attila Özkırımlı gibi çok sayıda yazar da anılıyor.

Yıllığın yayın yönetmeni Ahmet Yıldız, "Yaşar Nabi ve Aziz Nesin'in yolundan gidiyoruz" dedi.


20 YIL ARADAN SONRA GELEN YILLIK
20 yıldır gerçek anlamda bir edebiyat yıllığından yoksun olduğumuzu belirten yıllığın genel yayın yönetmeni yazar Ahmet Yıldız, hazırlık sürecini özetledi:
“Türk Edebiyatı, yaklaşık yirmi yıldır gerçek anlamda bir edebiyat yıllığından yoksundu. Bu durumu, edebiyatımız için büyük bir eksiklik ve haksızlık olarak değerlendirdik.
Büyük ‘yıllıkçı’lar, Yaşar Nabi Nayır ve Aziz Nesin’in yolundan gidiyoruz. Edebiyatçılarımızın soluksuz tükettiklerine inandığımız bir yılı derleyip toparladık.
Ankara’da 13 yıldır aralıksız çıkardığımız Edebiyat ve Eleştiri dergisinin kazandırdığı bilgi, kavrayış ve saygınlıkla yola çıktık.
Yıllığımız salt edebiyattan söz edecek, salt edebiyata ilişkin olayları, konuları kapsamaktadır.
Edebiyatımızın tanınmış isimleri, kendi dallarında değerlendirmeler, 2005 yılında üniversitelerimizin edebiyat fakültelerinin gerçekleştirdiği etkinlikler, edebiyatımızdaki tartışmalar ve edebiyat olayları yıllığımızda değerlendirilmiştir.”

2005 YILINDA KAYBETTİĞİMİZ EDEBİYATÇILAR
2006 Edebiyat Yıllığı’nda 2005 yılında yitirdiğimiz yazarlar, Attila Özkırımlı, Nermi Uygur, Vüs’at O. Bener, Şalim Şengil, Attila İlhan, Sulhi Dölek, Osman Numan Baranus ve Azer Yaran’a yer verilmiş.

EDEBİYAT OLAYLARI VE EDEBİYAT TARTIŞMALARI



Yıllıkta yer alan edebiyat olayları ve edebiyat tartışmaları ile ilgili bölümden önemli başlıklar:
* Dil Tartışmaları
* Aydın Üzerine Tartışmalar
* Sivas Kıyımı Tartışmaları
* Eğitim Tartışmaları
* Adalet Ağaoğlu Tartışmaları
* Orhan Pamuk Tartışmaları
* Nazım Hikmet Tartışmaları
* Yaşar Kemal Tartışmaları
* F Klavye Tartışmaları




2006 EDEBİYAT YILLIĞI’NDAN KONU BAŞLIKLARI:
* 2005 Yılı Edebiyat Takvimi
* 2005 Yılında Şiir
* 2005 Yılında Öykü
* 2005 Yılında Roman
* 2005 Yılında Eleştiri-Deneme
* 2005 Yılında Çocuk Edebiyatımız
* 2005 yılında Edebiyat Eleştirimizin Durumu
* 2005 Yılında Edebiyat Tartışmaları
* 2005 Yılında Edebiyat Dergilerine Genel Bakış
* 2005 Yılında Yayın Yaşamına Başlayan Dergiler
* 2005 Yılında Edebiyat Olayları
* 2005 Yılında Çeviri Edebiyatı
* 2005 Yılında Yitirdiklerimiz
* 2005 Yılında Yayınlanmış Yerli Edebiyat Yapıtları
* Radyolarda Edebiyat
* Televizyonda Edebiyat
* Çeviri Yayınları ve Sorunları
* Dil Sorunu ve Dilsel Sorunlar
* Edebiyatçılarımızın Söyleşi ve Açıkoturumları
* Kitap İmzalayan Edebiyatçılarımız
* Sinemaya Uyarlanan Edebiyat Yapıtları
* Yurt Dışında Türk Dili ve Kültürü
* Armağanlar, Ödüller, Yarışmalar
* Edebiyatçı Konuklarımız
* Yurt Dışında Türk Edebiyatı
* Edebiyatçılarımızı Anma Tören ve Toplantıları
* Yaşdönümlerinde Edebiyatçılarımız
* Yazarlarımız 2005 Yılında Neler Yaptılar, 2006 Yılına Neler Hazırlıyorlar?
* Yayınevlerimiz 2005 Yılında Neler Yaptılar 2006 Yılına Neler Hazırlıyorlar?
* Üniversitelerimiz 2005 Yılında Neler Yaptılar, 2006 Yılına Neler Hazırlıyorlar?
* Köşe Yazarlarında Edebiyat


Kaynak:Ntvmsnbc
 
posted by astralvoyage at 1:45 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Temmuz 23, 2006
neyzentevfik

NE ARARSIN?


Ne ararsın Tanrı ile aramda

Sen kimsin ki orucumu sorarsın?

Hakikaten gözün yok ise haramda

Başı açığa neden türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne

Yoksa sana bir zararı, içerim

İkimizde gelsek kıldan köprüye

Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim

Esir iken mümkün müdür ibadet?

Yatıp kalkıp ATATÜRK'e dua et...

Senin gibi dürzülerin yüzünden

Dininden de soğuyacak bu millet.

İşgaldeki hali sakın unutma

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz.

Sen anandan yine çıkardın amma

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.

Neyzen Tevfik
(1879-1953)

 
posted by astralvoyage at 8:21 PM ¤ Permalink ¤ 1 comments
morituro

morituro (1994)
Augusto de Campos
 
posted by astralvoyage at 6:30 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Psiu!

Psiu! (1965)
Augusto de Campos
http://www2.uol.com.br/augustodecampos/poemas.htm
(Görsel şiirler)
 
posted by astralvoyage at 5:35 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Şiiri Özlüyorum -17-

ŞİİRİ ÖZLÜYORUM DERGİSİ- 17. SAYI (AĞUSTOS- EYLÜL)




Ağustos'un ilk haftası tüm kitabevlerinde.



ŞİİRİ ÖZLÜYORUM 4 YAŞINDA !

Avner Ziss- Estetiğin Temel Kategorisi: İmge / S. 1-2

Mustafa Durak- Yücel Kayıran’ın “Felsefi” Şiiri ve Metafizik / S.3-11

Hüseyin Peker- Filtreli Sevgililer Harmanı (Şiir) / S. 12

Ahmet Ada- Kanto VII (Şiir) / S. 13

Hüseyin Çiftçi – Dizeler ( Şiir) / S.14

İlhan Kemal- Son Sus’luk İklimi (Şiir) / S.15

Zeki Karaaslan- Ah Karafil ! 1-2 (Şiir) / S.16

Serdar Koçak- Anı Trampası ( Şiir) / S. 17

Kemal Kaplan- Serasime (Şiir)- Dinginim Çığlık (Şiir) / S.18

Abdülkadir Budak- Yeri Değişince Değişen Şair / S.19

Dosya

Şair Ne Biliyor / S.20

Celal Soycan- “Bilgiyi Bozmak” İçin Bilgi Gerekir / S.21-22

Veysel Çolak- Şiirlerin İçerdiği Bilgi ve Poetika / S. 23

Ahmet Ada- Modern Şiir, Çağdaş Bilinç, Çağdaş Zihniyet Dünyasının

İçinden İnsanın Varoluş Sorunsalını Temellendiren Şiirdir / S.24-26

küçük İskender- Şairin Hücresi/ S.27

Hüseyin Çiftçi- Şair Bilmez ki… / S.28

Zeki Karaaslan- Şair Ne Biliyor? / S.29

Günay Güner- “Ateş Hırsızı” ve Bilgi / S.30-31

Ersin S. Torun- Şairin Bildikleri Ya da Cehaletin Dayanılmaz Mutluluğu / S.32-33

Ali Tekmil- Şair / Şiir Neyi Biliyor? / S.34

Bülen Top- Cebine Ne Koyduğunu Bilmeyen İnsandır Şair / S.35

Uluer Aydoğdu- Şair Ne Biliyor’a Yamuk Bakmak / S.36-42

Fuat Çiftçi- Fakir Şair, Zengin Bilgi / S.43-45

İlhan Büyükcebeci- Şair En Çok “ İnsanın Türküsünü Söylüyor”/ S.46-47

Altay Öktem- Şiir, Var Olan Bilgiyi Kirletilerek Yazılır / S.48

--------------------------------

Özgür Demirci- Şiirler / S.26

Şiir Gözü / S.45

Necati Albayrak- Şairlere Ölüm (Şiir), Direkler Arası (Şiir),

Gravür Öfke (Şiir) / S.49

Arif Erguvan- Heyula (Şiir) / S.50

Muzaffer Kale- Papatya Patlaması (Şiir) / S.50

Outis- Adlandırılamayan (Şiir) / S.51

Berna Olgaç- Cenin – VI, VII ( Şiir) / S.51

Uluer Aydoğdu- Doğulu Yürek ( Şiir) / S.52

Perihan Baykal- İçinde/n Gül Geçen Haikular, Bahar / Yaz Haikuları (Şiir) / S.53

Harfiyat – Kitap Tanıtımları Ve Söyleşi Köşemiz / S.54

Halim Şafak- Birhan Keskin’in “Siyah Bavulu” ! / S.55-58

Fuat Çiftçi- Şiir Seddinde Üç Adama Dair / S.59-60

Ahmet Ada- Modern Şiir Üzerine Denemeler: “ Şiir İçin Notlar” / S.61-62

Müyesser Yeniay- Yalnızlığın Betonunu Attım Etime ( Şiir) / S.62

Betül Tarıman- Çölü Kendine Mekan Bilmiş Bir Şair: Metin Fındıkçı / S.63-64

Aynur Özbek Uluç- Eğrilem (Şiir), Harede Cilveloy ( Şiir) / S.64

Hüseyin Mahir- Dağdan Büyük Cinozoğlu’nun Külüngü / S.65

Baran Doğu- Nurduman Duman Söyleşisi / S.66-68

Ahmet Bozkurt- Semih Çelenk İle “ Hamlet Renkli Türkçe” Üzerine Söyleşi / S.69-70

Ahmet Gök- Amancio (Şiir) /S.70

Günay Güner- 2005 Yılı Şiir Yıllıklarına Ek / S.71-73

Reyhan Özcan- Saint Antoine’da Son Güvercin: İlhan Berk / S.74

Hasan Efe- Dağlılar’ı Nasıl Okusak? / S.75-79

Mustafa Ergin Kılıç- İç Ters Açılar ! ( Şiir) / S.79

Özgür Balaban- Bazen Bu ( Şiir), Güzel Sözler ( Şiir) / S.79

“Çatı Çöktü Altında Kaldık”- Sivas’ta Katledilen Canlar / S.80

Ünsal Çankaya- Yaktık ( Şiir) / S.80

Ahmet Gök- Göndermeler / S.81-82

İçindekiler/ S.83

Fuat Çiftçi – Arılığın Giysisi (Şiir) / S.84
 
posted by astralvoyage at 3:48 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Temmuz 22, 2006
Mühür


Mühür 9. sayısıyla tüm kitabevlerinde bulunabilir.
 
posted by astralvoyage at 11:08 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Temmuz 21, 2006
Yeni bir dergi: "Göğe Bakma Durağı" çıktı.

Ğöğe Bakma Durağı'nın bu sayısına gökyüzüne
şiirden yıldız savuranlar:

Sezgin Öndersever
Murat Üstübal
Hüseyin Sungur
Mehmet Hameş
Mitat Çelik
Adnan Acar
Dilek Dağtekin
Mehmet Şükrü K.
İlhan Kemal
Zeki Karaaslan
Yılmaz Cemgil
Bülent Keçeli
Evrim Nisan
Ahmet Günbaş

Dergi İletişim:

e-posta:gogebakmaduragi@hotmail.com

 
posted by astralvoyage at 4:58 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
ŞİİRDE YENİLİK SORUNU


Sıkı durun! Şimdi sizi binlerce yıl öncesinden yazılmış bir şiirle tanıştırmak istiyorum. Eski Mısır kaynaklı bir şiir bu. Çevirideki, Din Adamı Ankhu’nun Söz Sanatı Konusundaki Düşünceleri adını taşıyor. Sözü uzatmadan şiire dönelim yüzümüzü. Kusurumu bağışlayın, şiirin tamamını almak istiyorum buraya. Bütünselliğini çiğnemek istemiyorum:

“Kimsenin bilmediği sözler söyleyebilsem,

Şaşırtıcı deyimler,

Yepyeni, alışılmamış,

Bilineni tekrarlamayan sözler,

Önceki kuşaklardan

Atalardan aktarılmayan.

Etimden kemiğimden süzüp sunuyorum

İçimdeki tüm sözleri;

Eskiden söylenmiş ne varsa bayattır,

Söylenmişse işi bitiktir.

Ataların sözleriyle övünülmez.

Onlar söylemiş, sonrakiler hazıra konmuş

Daha önce konuşan artık konuşmuyordur;

Yeni şeyler söyleyendir bugün konuşan.

İlerde onun dediklerini yineleyecekler.

Olup bitenleri sonradan anlatmak marifet değil,

Masallar anlatılmış, bitmiştir

Olur, olmaz işlerden söz etmek de boşuna:

Hepsi yalan dolan;

Bu gibilerin adı anılmaz ilerde.

Ben gördüm, yaşadım bunu, ondan söylüyorum.

İlk kuşaktan bu yana kimler gelip geçtiyse

Hep geçmişe özendiler, öykündüler.” (1)

Evet,Rahip Ankhu’nun şiiri doğrudan belagatla ilişkilidir.Yani konuşma sanatıyla.Ankhu,açıkca söz meclisinde yeni bir sözü olanın yeri olacağını işaret ediyor.Kısaca “ baki kalan bu kubbede hoş bir seda” nın kalıcılığına inanıyorsak,tüm zamanlar ölçeğinde onun ‘yeni’liğini de tartışmak zorundayız.

Kimler aynı şeyleri geveleyip duruyor günümüzde? Doğal ki ilk akla gelen siyasetçiler… Haydi, onlara alıştık diyelim, ya birbirine benzeyen ya da aynı şiirin çevresinde dönüp duran şairlere ne demeli? Bugün şiirin dibe vurduğundan, çoktandır “büyük şair” gelmediğinden dem vuruyorsak Ankhu’nun haklılığı tartışılmaz. Geleneğe saplanmak, dil kirliliği yaratmak gibi yakınmaların temelinde , ‘Eskiden söylenmiş ne varsa bayattır/ Söylenmişse işi bitiktir ‘ serzenişi yatmıyor mu?

Son yıllarda neredeyse Osmanlıcayı yeniden hortlatanlar, aslında birer duyarlık fakiri olduklarının farkında değiller. Çok şükür bu konuda Hilmi Yavuz’un ve Attila İlhan’ın olumsuzlukları yadsınamaz! Yeniden bir Şeyh Galip olmanın ya da Lale Devri’nin rüzgârına kapılıp ince sazdan gazeller döktürmenin yer ve zaman ölçütüne göre olabilirliği yoktur. Ama nedense varmış gibi benzer çıraklar sardı ortalığı. Hani klonlaşan bu denli çakışmaz. Bir Tanzimat kafasıdır aldı yürüdü. İki yoldan kirlenip gidiyor dil. Bir yandan küresel adlandırmaların etkisinde kıvranırken, bir yandan da Osmanlıcayı yeniden keşfetmenin hüneriyle inciler yumurtlama sevdasından. Kimi şairler bütünlüğü göz ardı edip ‘eski’liği pul pul dökülen sözcüklerden medet umuyorlar. Hatta inatla bir iki eski sözcüğe bağlanıp şiiri hacıyatmaz kılığına sokuyorlar. Baş aşağı çevrildiğinde değişen bir şey yok. Bu anlamda uzak duruyorlar dilin çağdaşlaşmasına; hazırcılığı, kolaycılığı yeğ tutuyorlar.

Rahip Ankhu, görmüş geçirmiş kimliğiyle sesleniyor –bence eskimeyen-köşesinden; yaşadığı çağdaki acıklı sonucu gözler önüne seriyor kulağa küpe misali:

“Ben gördüm, yaşadım bunu: Ondan söylüyorum: İlk kuşaktan bu yana kimler gelip geçtiyse hep geçmişe özendiler, öykündüler.”

Peki, kim anımsıyor onları şimdi? Ama Rahip Ankhu’nun yıldızı parlamaya devam ediyor.

İlginçtir; Rahip Ankhu’dan binlerce yıl sonra Mevlana’da değinmiş aynı konuya. Üstelik lirik bir şair olarak. Anımsarsınız A.Kadir Türkçesiyle yansıtılan şu dizeleri:

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi.

Her gün bir yere konmak ne güzel,

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.”

Dünle beraber gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” (2)

Özellikle son dizenin çırpınışına bakarsak, Mevlana’nın yakınmasını “ artık bugünün şairi olmak gerek “ zorunluluğuna bağlayabiliriz. Elbette düne özgü bizi besleyen ne varsa özümseyerek, birleştirerek, ekleyerek, çıkararak… Yeni bir sesle, yepyeni bir kimlikle ileriye doğru yürüyerek… Yaşanmışlığın karanlık tünellerinde takılıp kalmayarak…

Dilerseniz Mevlana’nın yanına İranlı modern şair Sohrâb-i Sipihrî’nin, çağdaşı Furûğ-i Ferruhzâd’ın ölümü üzerine ( 32 yaşında trafik kazasına kurban gitmiş) yazdığı Dost adlı şiirden birkaç dize aktaralım. Bakın, niçin üzülüyor Sipihrî, Furûğ’un zamansız ölümüne:

“Büyüktü

Ve bugünün insanıydı

Bütün açık ufuklarla akrabaydı

Suyun ve toprağın ahenginden ne güzel anlardı .”(3)

Şiirin başlangıç dizeleri bunlar. Sipihrî, baş tacı ettiği şairin en önemli özelliğinin ‘yenilikçilik’ olduğunu söylüyor. Yani asıl üzüntü kaynağı burası, yeni sözler söyleyen bir şairin zamansız yitikliği. Hem de en olgun çağında… Sözün öksüzlüğü gibi! Öte anlamda insanın ıssızlığına, yalnızlığına denk geliyor söyledikleri. Ne yazık ki onca şair, Furûğ’un tazeliğinden habersiz; bayat, kokuşmuş sözlerle yuvarlanıp gidiyorlar. Yazmadan edememek, yetiştirmek, çırpıştırmak, tezcanlılık, coşku, ne derseniz deyiniz; bağışlanmaz kusurlarımız tekdüzeliğe götürüyor bizi. Şiir kitapları çoklukla birkaç iyi şairin gücüne dayanıyor. Zihinsel yoğunlaşmanın üst düzeye çıktığı birkaç üstün yaratıdan sonra bilineni yığıyoruz sayfalarca. Ne sözcük seçimine, ne de sözdizimine gerekli özeni gösteriyoruz. Kuruluk, yavanlık kimi zaman öyle sırıtıyor ki; çarşıda-pazarda ilginç sözlerle müşteriye seslenen tezgâhtarın becerisi karşısında saf düzenini koruyan şair müsveddeleri adına utanç duyuyoruz.

Benim şair adayından dileğim şu: Kalemi eline alıp boş bir sayfaya yöneldiğinde kendini söz meclisindeymiş gibi duyumsamaya çalış. Yani o sayfada senden önce kalburüstü konukların bulunduğunu, binlerce yıllık söz emeğiyle var olduğunu düşün. Öyle derin düşün ki sözün eksenine yapışan şiirler yanında, neyi nasıl söyleyebileceğinin telaşıyla başla ilk dizeye. Usulca bir kenarına iliş o sayfanın ve sözün merkezine gelene değin iliştiğin noktaya tutunmasını bil. Kesinlikle abartılı övgülere, gelir geçer uğultulara kanma. Önce kendini geçmeyi hedefle. Sesini soluğunu bir güzel ayıkla. Doğal ki her yenilik ibresinin ‘ileri’ yi göstermediğini bile bile ‘yarın’ın gözlüğü ile bakmalısın geleceğe.

Unutma, tüm zamanları yoklayan şiirin yüksek beğenisi bir çift göz gibi adım adım izliyor seni! Değişmeyen tek şeyin ‘değişim’ olduğunu anımsayarak…



Ahmet GÜNBAŞ


(ANdız Dergisi Sayı 6)


(1) Eski Mısır’dan Şiirler, Çev. T.S.Halman, Y.Kredi Yyn. 3.Bsm. Şubat 2004, s:155
(2) Bugünün Diliyle Mevlâna, A.Kadir,Kendi Yyn., 5.Bsm.Eylül 1976, s:112 (3) Bir Başka Doğuş, Furûğ-i Ferruhzâd, Türkçesi: Hatice Gülcan Topkaya, Om Şiir, 1.Bsm. İst.2002, S:157
 
posted by astralvoyage at 4:46 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Şairin Haletiruhiyesi

Şairin haletiruhiyesi
Haydar Ergülen 1994-96 yılları arasında Express dergisinde çıkan yazılarını kitaplaştırdı. FOTOĞRAF: Serkan Taycan
Denemelerini 'Düzyazı: 100 Yazı' adlı kitapta toplayan Haydar Ergülen, 'Bunlar haletiruhiye yazıları' diyor. Ergülen'e göre bir şair için düzyazı, 'başını camdan çıkarıp nefes almak' demek

EFNAN ATMACA (Arşivi)

İSTANBUL - Radikal okurlarının her çarşamba bu sayfalarda yayımladığı 'Açık Mektup'tan tanıdığı şair Haydar Ergülen bu kez bir deneme kitabı yayımladı. 1994-96 arası Ekspress dergisinde yayımlanan denemelerini 'Düzyazı: 100 Yazı'da bir araya getiren Ergülen 550 sayfalık kitabı ilk eline aldığında "Hoşuma gitti. Şiir kitaplarım var dokuz-on tane. Bu kitabı okuyunca hoşuma gitti. Belki çok emek verdiğim ya da yayımlanması için 10 yıl beklediğimden. Fena yazmamışım diye düşündüm. Bir kitabım oldu duygusuna kapıldım" diyor.
Ergülen'in bu denemelerinde yer alan temalara Radikal'deki yazılarından da aşinayız aslında. Ancak bu yazılar 'daha uzun'. Onun dilini sevenler için tadı damağında kalmadan bir okuma keyfi sunuyor kitap. Ergülen'le düzyazı sevdasını ve 'Açık Mektup'un dizelerini konuştuk.
Şair Haydar Ergülen'in 'düzyazı' yazarlığı nasıl oldu? Bu kitaptaki yazılar nasıl ortaya çıktı?
Düzyazı yazmak içimde kalmış bir şeydir. Kitapta da belirttiğim gibi 'heves'le başladım. Ondan önce de zaten pek çok yazı yazıyordum. Özellikle şiir ve şairler üzerine yazılar yazıyordum. Bir yaz eve kapandım ve yazmaya başladım. Bir haftada 13 yazı olmuş baktım. O zaman Express dergisi haftalık çıkardı. Onlara verdim, onlar da yayımlamaya başladı. Devam ettim. Kafamda 100 yazı yazabilir miyim diye bir fikir vardı. Ve yazdım.
Deneme aslında biraz uzak durulan ve Türk edebiyatında çok fazla yer verilmeyen bir tür...
Bizde genelde Montaigne'in yazdığı tarzda denemeler ilgi görüyor. İngilizlerin o didaktik ve konunun dışına çıkmayan tarzına rağbet etmiyoruz. Türk edebiyatında bu işin ustası Ataç. Örneğin "Dün akşam başım çok ağrıyordu" diye lafa girip Oktay Rifat'ın bir şiiri üzerine bir yorumla bitirir yazısını. Daha Doğu'ya özgü bir şey. Benim yazdıklarım da öyle. Kesinlikle öznel. Bu nedenle de bana kalırsa deneme bir yazarı tümüyle ele vermek anlamında değil ama okurla doğrudan bağ kurma anlamında en önemli yazı biçimi. Çünkü doğrudan bir bağ oluşturuyor.
Kitaptaki denemelerinize bakılınca karşımıza hüzün, özlem, vefa duygusu gibi temalar çıkıyor. Bu temalar şiirleriniz ve köşe yazılarınızla da benzerlikler gösteriyor. Dolayısıyla köşe yazılarınızı okuyanlar aynı tadı bulacaklar diyebilir miyiz?
Kitabın değil de her yazının bir hedef kitlesi var. "Ayının dokuz türküsü var. Dokuzu da ahlat üzerine" diye bir laf vardır. Benim de öyle beş-altı temam var. Gençliğe yoldaşlık duygusu, arkadaşlık, vefa, Eskişehirspor'u sevmek... Şiirden farkı şu olabilir belki. Benim şiirlerimin içedönük bir yapısı olduğu söylenir ve yazılır. Giderek içine kapanan bir şiir, kuyu gibi bir anlamda. Radikal'deki yazılar ya da deneme, belki biraz camı açıp başını çıkarmak, dışarıya bakmak, nefes almak ihtiyacı.
Denemelerde popüler kültürden, edebiyata kadar birçok konuyu işliyorsunuz. 10 yıl önce yazdığınız bu yazılar günümüzle nasıl bir bağ kuruyor?
50 yaşındayım ve 12-13 yaşımdan beri bu ülkenin halini biliyorum. Türkiye'de hem çok şey değişiyor ama hem de hiçbir şey değişmiyor. Tekrarlar ülkesi Türkiye. O yüzden bazı yazıları bugün de okumak mümkün, 12 yıl sonra da. Kitapta milliyetçilik eğilimine karşı yazılar var. Bugün artık faşizan bir toplum olduk. Dünya da faşizme gidiyor ama Türkiye daha hızlı. Türkiye sosyalizme yetişmek istemez ama faşizme iştahla atılıyor.
Köşe yazılarınızda da son dönemde politik bir tavır göstermeye başladınız. Artık şairane yazılar olmayacak mı?
Köşe yazarlığı demiyorum ona ben. Kendimi kültür sanat sayfası