Eylül 17, 2006
Şiiri Özlüyorum 18
İÇİNDEKİLER

Necmiye Alpay- Şiirle İktidarın Serüvenleri / S:1-2
Sabit Kemal Bayıldıran- Çıktım Şiir Dalına 3 / S:3-4
Ahmet Ada- Kanto XXXIII (Şiir) / S:5
Osman Olmuş- Üç Top-Beş Band (Şiir) / S: 6
Zeynel Çok- Dağ/ Dağa- Nihal Abla- Tuğra (Şiir) / S: 7
Hüseyin Çiftçi- Dizeler (Şiir) / S:8

Dosya:
Şiirin İnsan Yüzü
Halim Şafak- “Dünyadışı” İnsanın Yüzü! / S:10-12
Ahmet Ada-“ İnsanlığı Avunduran
Şiirin İnsan Yüzüdür” / S:13-14
Günay Güner- Şiir Ve İnsancılık / S:15-17
-----------------------------------------------
S. Zeynep Karadağ- Kuytu (Şiir) / S: 17
Doğan Ergül- Eskir Aynada Rüya (Şiir) / S:18
Ünsal Çankaya- Sadako’nun Turnaları (Şiir) / S:18
Mehmet Sadık Kırımlı- Nar Taneleri (Şiir) / S:18
Necati Albayrak- Aynı Farklı- Gün Ortası Suare (Şiir) / S:19
Sıddık Akbayır- Portreler
( İlhan Berk, Ece Ayhan, Ahmet Ada) / S:20-32
Perihan Baykal- Kervan (Şiir) / S:29
Nur Sicimoğlu- Salacak- Üşüyor İstanbul (Şiir) / S:32

Dosya:
Hüzün Durağında Aykut. O. Antmen
Ahmet Gök- Aykut Antmen’e Yolculuk / 33-34
S.Aylin Antmen- Yaşamın Kalbinde Bir
“Kozmik Çekirdek” / S:34-36
Aykut O. Antmen’den Şiirler/ S: 36

Günay Güner- Tutkuların, Bilinçaltının Usta Yazarı
Muzaffer Buyrukçu Ve Edebiyatçılarımız/ S:37
Balkanların Türkçe’sidir Hasan Mercan / S: 38
Eren Barış- Kuş Gözlemleri- Rapunzel (Şiir) / S:39
Recep Şükrü Güngör- Göç Şiirleri / S: 40
Ahmet Gök: Göndermeler / S:41-42
Şiir Gözü, Editörden-/ S:43-44
Ahmet Ada- Sina Akyol’un Şiiri için
Bazı Çıkmalar / s: 45-47
Bary Butson- Sulutsky ( şiir) / s: 47
Joan Condon- Yüzler ( şiir ) / s: 47
Düzeltme – Şiiri Özlüyorum / s: 48
Eren Aysan – Bira İçin Sone / s: Arka kapak içi
 
posted by astralvoyage at 6:57 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Aşka duran şair İlhan Berk
Cahit Sıtkı’nın “Her mısrada bir cigara yaktırıyorsun” dediği, Necatigil’in “Şirimizin uç beyi” diye tanımladığı, Mehmet Fuat’ın “Elini sürdüğü şeyi şiire çeviriyor” dediği ozan İlhan Berk, şiirini, kendisinden 62 yaş küçük aşkını ve Bodrum’u anlattı.

ŞİİRDE BOMBALAR SIRALAMAK GEREK!
Cahit Sıtkı Tarancı şiiriniz için ‘her mısrada bir cigara yaktırıyor’ demiş. Ben de şiirlerinizi okuduğum zaman çok heyecanlanıyorum. Ama sigara içmediğim için de ne yapacağımı bilmiyorum. Ne tavsiye edersiniz?
Çok güzel... Şimdi çok ilginç birşey o. Bir şairin halinden bir şair daha kolay anlıyor. 1955’ler yahut 57’ler olabilir. İstanbul’da Beyoğlu’nda Salah Birsel’le dolaşıyorum. Cahit Sıtkı’ya rastladık; ben tanımıyorum onu. Salah Birsel beni tanıttı. Adımı söyleyince birdenbire dedi ki, “Kardeşim,” “sen her mısrada bir cigara yaktırıyorsun”. Bu çok önemli bir şey. Bunu bir şair kavrayabiliyor. Demek ki o zamana kadar yazılan şiirlerde- hâlâ da öyledir ya- bir şiir, bir mısra arka arkaya gelir. Benim o zaman bulduğum teknik ki onu Fransa’da çok sevdiğim Apollinaire diye bir şair vardı, onda fark ettim, dizeleri arka arkaya getirmiyor; aralara boşluklar bırakıyor, atlaya atlaya gidiyor. Benim tekniğim yeniydi. Bu teknik Cahit Sıtkı’yı ilgilendirmiş.

Beyazdı. Beyaz bir su, kocaman, eski
Düşendim ben öpüşünün balkonların-
dan. Vurmuş göğüme yatıyordu Çılgın.


Şiiriniz çok heyecanlandıran ve şaşırtan bir şiir.

Şiir şaşırtmalıdır derim, doğal olarak. Tabii heyecanlandırmalı da. Okur için ve benim için bu önemli bir şey. Bu kolay değildir; bir şiirin heyecanlandırması. Böyle bir şiir yazmak gerekiyor. İlk anda ben şiirimin şaşırtıcılığına inandım. Şaşırtan şiirleri yazmaya çalıştım. Şimdi de doğal olarak devam ediyorum. Şiirin öyle yerleri olmalı ki, okurken bile şiire bombalar sıralamak gerek. Yani öyle bir tekdüzelik değil de birdenbire bir yerlere atlamalı. Birdenbire şiir kendini değiştirmeli, birdenbire okuru şaşırtmalı.

Böyle söylediğinizde şiiri ‘us’la yazılan birşeymiş gibi algılamak gerekiyor. Ama şiirde ‘us’u dışlamaktan yanasınız. Bu bir çelişki değil mi?
Usun şiirdeki yeri benim gözümde çok azdır. Çünkü usun girdiği yerde heyecan, şaşırtma pek olmaz. Şiir şaşırtmalı dediğim zaman usu bir kenera atalım demiyorum. Gerektiğinde kullanıyorum usu. Çünkü us girdiği zaman her şey anlaşılır oluyor. Diyelim bir Orhan Veli şiirini okuduğunuz zaman baştan sona anlarsınız ilk ağızda. Ben böyle bir şeyi düşünmüyorum. Şiiri ikide bir şaşırtmalı, düşündürmeli diyorum.

Şair İlhan Berk’i neler şaşırtıyor?
Gittikçe şaşırtan şeyler azalıyor benim için. Bu kadar yaşayınca... Şaşırtan şeyleri arıyorum. Yaşlı bir şair var, çok seviyorum şiirlerini, kapalı bir şiir. Yakınlarda öldü bir kaç yıl önce. Bir lafı var diyor ki, “Şairin hiçbir şeyi yoktur. Bir ünü vardır. O da ohhoooooooo” diyor. Öyle.

Şimdi 1994’te Fransa’da kitabım çıktı. 95’te İspanya’da kitaplarım çıktı. Son olarak yine İspanya’da 4. kitabım çıktı. Geçen yıl da Amerika’da bir kitabım çıktı; seçme şiirler. İspanya’da çıkanlar; seçme şiirler. Ekim’de de seçme şiirler İngiltere’de çıkacak. Ne diye anlattım bunları sana?. Haa... Şimdi Almanya Heidelberg’e çağırdılar beni. Sonra da Hamburg’a da gideceğim.

Şiirlerinizin Türkiye dışında çevriliyor ve okunuyor olması neler hissettiriyor?
İspanya’da tanınıyorum. Şairlerin hayatı hep böyledir, kim okur, kim sever bilmezsiniz.

Böyle bir merakınız vardır ama.
Şimdiye kadar olan merakımdan biliyorum ki kitaplarım oralarda tekrar basılmıyor. Bir İngiliz için bir Alman için bir İlhan Berk kimdir? Orada kitap çıkıyor, belki bir yirmi kişi ilgileniyor.

Şair İlhan Berk’i nelerin şaşırtığını konuşuyorduk...
Azaldı... İlgi alanlarım azaldı çünkü. Bütün ilgiyi şiire gösteriyorum.

Ondan başka birşeyle ilgilenmiyorum.

Şimdi 24 yaşında bir sevgilim var

Sizin şiirinizde beni çarpan, etkileyen şeyin ne olduğunu düşünürken şu sonuca vardım.

Siz ‘nesne öznesine karşı gelmesini bilmeli’ diyorsunuz.

Çok etkilendiğim, nesnenin özne yerine geçtiği dizeleriniz var:
“Gece burada uyuyor.”
“Güneş uzanırdı.”

Benim laflarım mı bunlar?


Kitaplarınızdan alıntı yaptım...
“Bir uyku, balkona yaslanıyor”
Müthiş!

“Yağmur, haritayı açıp nereden başlayayım diyor.”
“Bir ağaç öne çıkıyor, bir şey söylemek istiyor.”
“Dolaşmaya çıkmış deniz kıyısı kendine yeni yerler arıyor”
Çok ilginç!

Bodrum benim yazı odamdır

Unutuyor musunuz şiirlerinizi?
Bunları faksla bana. Unutma. Sizi alıp götüren bir şey özne. Ama öznenin ikide bir nesnenin önüne çıkması kullanılmasından rahatsızlık da duyuyorum. Özne yer değiştirmeli nesneyle. Öznenin başa geçmesini geciktirmeliyiz. Böyle bir şiir yapısı içinde zikzaklar oynayabilsin istiyorum.

Şaşırtıcılığı sağlayan şeylerden biri de bu sanıyorum.
Böyle bir boşluk da isterim. Aransın biraz diye. Ne demek istiyor bu adam diye...

Şiiriniz üzerine düşünürken şiirinizi masalsı bulduğumu da söylemeliyim.
Masalsı mı?

Evet masalsı ve sözcüklerinizin uzun gölgeleri olduğunu düşünüyorum.
Çok güzel. Boş kağıt var mı, yazsana oraya bu söylediklerini.

Yazdım.
Verir misin onu bana? Evet. Sözcükler üzerine yazıyorum da bunu orada kullanabilirim.

Sevdiğim şairlerin çoğu öldü

Benim gölge olarak düşündüğüm, imgeler ve çok anlamlılık olabilir mi?
Bir okuyuşta kendini bitiren bir şiir değil... Öyle bir şiir yazdığımı sanıyorum. Tabii öyle şiirlerim de var. Bugün öyle düşünüyorum daha çok.

“Atımı istedim evin göğü gerindi” dizenizi okuduğumda, göğün çatısı benmişim de çatırdıyorum gibi geldi bana...
İlginç tabii. Mehmet Fuat çok severdi bu dizeyi.

Çağlar arasında mekik dokuyan bir şiir aynı zamanda sizin şiiriniz. “Unutmak yoktu, daha zaman bölünmemişti. Saydamdı, baktı mı görülürdü” diyorsunuz.
Daha çok “Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum’’ kitabından.

Bazı dizelerinizi hayatımızla ilgili bir kilidi açabilecek güçte buluyorum.

Bu o kadar çok ki sizde. Sizin de bazı sözlerinizi ve

şiirlerinizi anımsamadığınızı görünce...

Birden çok kişinin yaşamı var sanki sizde.
Güzel bir şey bunları görebilmeniz. Şair, köktenliği arıyor. Büyük bir kavrayışı yakalamak istiyor. Yeryüzünden böyle bir şeyin geçişini yakalamak istiyor. Çağı geçiyor mesela, o çağı yakalamak istiyor şair. Şimdi Lizbon’dayım Pessoa’nın yaşadığı kahveye gittim. Pessoa’nın yanında oturuyorum. Onunla çay içiyorum. Sonbahardı ama güneşli bir gündü. Bir kadın paltoyla geçti, müthiş giyinmiş. Heykele baka baka geçti. Birden bu kadın Pessoa’nın sevgilisi olabilir diye düşündüm.

Yaşayacağım kadar yaşadım

Neden?
Bilmiyorum. Çünkü dünya Lizbon denilen bir kenti öğreniyor. Bir adam var, “Lizbon’da yaşamıştı” deniyor ve şiirleri yayılıyor. Bu çok hoşuma gitti benim. Orada bir kenti temsil ediyor adam. O kahveye gidermiş her zaman. O kahveci de onun heykelini yaptırmış.


Kaynak: Ntvmsnbc
Röportaj: Yasemin Arpa
 
posted by astralvoyage at 1:46 AM ¤ Permalink ¤ 1 comments
EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ’NİN ORTADOĞU TURU SÜRÜYOR!

Genel Başkan Gökhan Cengizhan’la İstanbul temsilcisi Halil İbrahim Özcan, Filistin sorunu üzerine bir dizi toplantıya katılmak üzere İran’a gidiyor.

İran’ın Urumiye kentinde, 18-20 Eylül 2006 tarihlerinde yapılacak olan uluslararası toplantıya, Ortadoğu ülkelerinden yüze yakın gazeteci, aydın, yazar katılacak. Edebiyatçılar Derneği heyeti, etkinlik sonrasında, Tebriz, İsfahan ve Tahran’a geçerek görüşmelerini sürdürecek.

İsrail devletinin Güney Lübnan’da yenilgiye uğramasıyla, Filistin’de, işgal altında tuttuğu Gazze’de ve Batı Şeria’da saldırganlığını daha da artırabileceği açık…

İsrail devleti, abluka altında yaşayan, kendini savunma çabasında bir halka karşı apaçık soykırım uyguluyor. Filistin halkının hayat alanları alabildiğine daraltılıyor, dahası harabeye çevriliyor. Dört bir yanı duvarla örülü bir bölgede, bütün bir Filistin halkı, toplu bir biçimde, adeta açlık ve ölüme terk ediliyor.

Berlin duvarı yıkılalı yıllar oldu; ancak Ortadoğu topraklarında yeni bir duvar yükseliyor: İsrail devletinin, kendi yurdunda Filistin halkını dünyaya kapattığı, ırkçılık (apartheid) abidesi duvar!..

Bugün, Filistin topraklarının yüzde 90’lık bölümü İsrail’in işgali altında.. Geriye kalan yüzde 10’luk bölüm de, Filistin halkının duvarın içinde tutsak tutulduğu iki büyük toplama kampından ibaret!

Dünya, bu durum karşısında, büyük ölçüde suskun.. Dahası, bir büyük insanlık ayıbının suç ortağı!. Ortadoğu’daki sorunların temelinin, Filistin sorunu olduğu biliniyor. Filistin’de yaşanan işgale karşı ivedilikle bir gündem oluşturmanın gerekliliği de ortada.. Filistin halkıyla dayanışmayı artırmak, dünyanın neresinde olursa olsun, siyasal iktidarları, kendi halklarının ve kamuoylarının talepleri doğrultusunda, barışa katkı yapmaya zorlamak gerekiyor.

Öte yandan, Filistin sorunuyla ilgili uluslararası bir toplantının İran’da yapılıyor olmasının, bizlerin Türkiyeli aydınlar, yazarlar olarak, böylesi bir toplantıya taraf olmamızın, ayrı bir anlamı var.

Irak savaşı, aslında uzun sürecek bir savaşlar dizisini başlattı. Balkanlar’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da oynanan oyunlar, şimdi Ortadoğu’da deneniyor. Amerika’nın küresel egemenliğine direnen bölge rejimleri tek tek düşürülmek, yerlerine işbirlikçi rejimler kurulmak hedefleniyor. Bölgede, emperyalist hegemonyaya direnen bütün siyasal rejimler, Filistin ve Lübnan örneklerinde olduğu gibi, yurtsever halk direnişleri kırılmak isteniyor; uygulanan yöntem de çok eski: önce böl, parçala, sonra işbirlikçilerle yönet!.

Ancak, şu kadarı söylenebilir: Ortadoğu coğrafyasından ne bir Gürcistan çıkacak, ne bir Kırgızistan!.. Önce Afganistan, Irak, ardından Filistin, Lübnan… Sıradaki ülkeleri tahmin etmek hiç zor değil!.

Edebiyatçılar Derneği’nin yol haritasında Suriye vardı, şimdi İran da var!..

Gökhan Cengizhan

Genel Başkan

 
posted by astralvoyage at 1:43 AM ¤ Permalink ¤ 0 comments
BASIN AÇIKLAMASI

Lübnan Yurtsever Direnişinin Zaferi

Savaş Sürüyor!

Kardeş Lübnan'a barbarca ve kanlı saldırıdan sonra, Siyonist yapıyla savaşın sona erdiği, Filistin'in beklenen barışa kavuştuğu, 33 gün süren savaştan Güney Lübnan’ı terk ederek çıkan İsrail ordusunun normal hayata döndüğü, adeta belleğine kazılan yenilginin kendisini etkilemeyeceği, Siyonist yapının askeri ve ekonomik kayıplarının ABD tarafından telafi edilebilecek türden olduğu söyleniyor.

Bu yanılgı sahiplerine diyoruz ki: Siyonist yapıyla savaş henüz bitmedi, çünkü Araplara karşı ilan ettikleri savaş çok açık, Şimon Perez'in belirttiği açıklıkta: çatışma, “sınır” çatışması değil, “var olma” çatışmasıdır. Bu nedenle, bitmiş olan, kahraman Lübnanlı direnişçilerin savaşma sanatında Siyonist yapıya bir ders verdiği savaş aşamasıdır. Bu savaş aşaması, genel Arap-İsrail çatışmasında bir dönüm noktası olacaktır. Çünkü bir kere daha Siyonist proje, yurtsever direnişin Lübnan ve Filistin'de şaha kalkması karşısında gerilemektedir.

Güney Lübnan'daki son savaşta, Siyonist devletin verdiği ağır askeri ve ekonomik kayıplar, Pentagon'daki şeflerinin de bütün tahminlerini aşmıştır... Ve toprak ve hakları gasp edenlerin on yıllarca yaşadıkları huzur, hep yalan huzur kalacaktır.

Bu nedenledir ki, kahraman Lübnanlı direnişçilerin cesaretle giriştikleri son savaşın doğurduğu sonuçlar şöyledir:

1 – Yalnızca meşru direniş, her türlü yasadan ve ahlaktan sıyrılan vahşi Siyonist yapının sivillere, çocuklara, kadınlara, ihtiyarlara karşı barbarlığını ve kan dökmelerini durdurabilir. Ve yalnızca meşru direniş, gasp edilen toprakları geri almanın güvencesi, tarihin ve geleceğin bekçisi olabilir.

2 – Siyonist ordu hakkında üretilen, ''bölgede yenilmesi imkansız'' şeklindeki iddia ve yakıştırmalar altüst olmuştur; çünkü Lübnan yurtsever direnişi, onurla ve haklılıkla savaşmanın üstünlüğü kanıtlamıştır.

3 – Güney Lübnan'daki son olaylar, uluslararası toplumun aciz, çekingen ve güçsüz bir durumda, bütün halkların geleceğini belirleme hakkını elinde bulunduran birkaç büyük egemen ülkeye teslim olduğunu kanıtlamıştır. Birleşmiş Milletler’in 1701 nolu kararının özü, Siyonist yapıyı mutlak yenilgiden kurtarmaktır. Nitekim Siyonist yapı, gerçekte hiç bir zafer elde edemediği halde, bu karar sonucunda, siyasi bir zaferden söz açabilmektedir.

4 – Arap milletinin bütününü ilgilendiren bu ölüm kalım savaşı, ABD’nin havuç ve sopa siyasetiyle titreyen resmi Arap rejimlerinin büyük bir bölümünün güçsüzlüğünü ve acizliğini göstermiştir.

5 – Gene de son olaylar, Lübnan direnişiyle kaynaşan Arap milletinin, hala canlı olduğunu kanıtlamıştır. Bu tavır, resmi Arap rejimleriyle halkları arasındaki korkunç uçurumun büyüklüğünü de vurgulamıştır. Bu durumda, içteki halk cepheleri, saldırgan Siyonist ve emperyalist projelere karşı koyabilmek için güçlendirilmeli ve yeniden ele alınmalıdır. Diğer yandan, milli cepheleri güçlendirmek için Arap ortak savunma antlaşmaları yenilenmelidir.

6 – Dış güçlere ve bu dış güçler arasında, özellikle ABD'ye ümit bağlamak kaybedilecek bir bahistir. Çünkü ABD’nin çıkarları, esasta üvey çocuğunun, İsrail'in çıkarlarıdır. Amerika ve İsrail, hedeflerine muhalif olan herhangi bir yurtsever veya milli eylemi göz önünde bulundurmayarak, kendi çıkarları için Arap bölgesinde işbirlikçileri örgütlemektirler.

7 – Bu son savaş, Arap projesi ile Siyonist proje arasındaki çatışmanın, haklıyla haksız, kurbanla cellat, hayırla hayırsız arasında olduğunu göstermiştir.

8 – Barış savlarının ve seçeneklerinin hepsinin defteri dürülmüştür. İsrail, ABD'nin sağladığı temin etiğiştür.ı değil, zalim güçle, aslında barış istemediğini kanıtlamıştır. Siyonistlerin ufkundaki barış, toprak işgal etmek, insanlık onurunu ayaklar altına almak, ulusal iradeyi ezmek, yurtsever halk direnişini yok etmek anlamına gelmektedir.

9 – Güney Lübnan'daki yurtsever savunma, ABD'nin İsrail aracılığıyla bölgede yürüttüğü pek çok mandacı projeyi açığa çıkarttı. Bu projelerin özü, Amerikan himayesi altında yeni bir Ortadoğu kurup, Suriye'nin Arap bölgesindeki rolünü bertaraf etme; İran’ı bölgede yalnızlaştırma ve daraltma; işgal altındaki direniş hareketini (Hamas’ı) boğma; Lübnan direnişini (Hizbullah’ı) tasfiye etme, Lübnan'ı Siyonist projeye ilhak etmektir.

10 - Güney Lübnan’ın savunulması, öncelikle Lübnan'da olmak üzere, bütün Arap dünyasında, birlik ve beraberliğin önemini vurguladı. Lübnan halklarının birliği, Arap ve İslam halklarının dayanışması, cüretli ve cesaretli Lübnan direnişinin gerçek dayanağıydı. Halklar, dürüst ve namuslu direnişi savundu, halkların bu tavrı, direnişin meşruluğunun gerçek ölçütüydü.

11 – ABD’nin ve İsrail’in, Birleşmiş Milletler’e dayattığı kararlarla adalet asla gerçekleşmeyecektir. Adaleti hep isteyecek ve savunacak olanlar bölge halklarıdır. Bu halkların, ümitsizliği, teslimiyeti ve bölgedeki emperyalist–Siyonist güce boyun eğmeyi reddeden yurtsever iradelerdir.

Bizler, Suriyeli, Filistinli ve Türkiyeli yazarlar; Siyonist yapıyı çıplaklaştırıp, saldırgan ve barbar projelerini açığa çıkartan; bunun yanında, Amerikan hegemonyası için hazırlanan ve bölgede İsrail devleti tarafından uygulanmak üzere olan emperyalist – Siyonist projeleri deşifre eden Lübnan yurtsever direnişine mutlak desteğimizi açıkça ilan ediyoruz.

Siyonist ordunun, güney Lübnan'da yenilgiye uğramasıyla, işgal altındaki Gazze ve Batı Şeria’da, saldırganlığını ve katliamlarını daha da artırabileceğinden, dünya kamuoyunu uyarıyoruz. Bunun için, evrensel hak ve adaletten yana olan bütün uluslararası kurum ve kuruluşlardan, İsrail devletinin Filistin meselesini tasfiye etmeye ve gündemden çıkarmaya yönelik uygulamalarını teşhir etmelerini bekliyoruz.

Lübnan ve Filistin'deki yurtsever direnişe selam.

Onur ve ölümsüzlük direniş şehitlerinindir.

Tarih: 20 / 08 / 2006

Yer: Şam / Suriye

Arap Yazarlar Birliği - Türkiye Edebiyatçılar Derneği

Filistinli Gazeteciler ve Yazarlar Birliği

 
posted by astralvoyage at 1:37 AM ¤ Permalink ¤ 0 comments