<
<

2006 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, ‘Yunus Emre Şiirinin Gücü’
adlı kitabı nedeniyle Prof. Dr. Doğan Aksan’a verilecek.




Seçici Kurul’un, Prof. Dr. Doğan Aksan’ı, kitabında “Yunus Emre’nin şiirlerini bugüne kadar yapılan çalışmalardan farklı bir biçimde değerlendirirken, değişik disiplinlerin şiirlere uygulanmasıyla okura yeni yaklaşımlar kazandırdığı” için ödüle değer gördüğü bildirildi.

1992 yılında yaşamını yitiren yazarın anısına 1995 yılından bu yana ailesi tarafından yazarın ürün verdiği şiir, roman, öykü, deneme-inceleme-araştırma ve tiyatro dallarında dönüşümlü olarak verilen ödül kapsamında, bu yıl deneme-inceleme-araştırma dallarında eserler değerlendirildi.

Prof. Dr. Doğan Aksan’a ödülü 4 Kasım Cumartesi günü TÜYAP Kitap Fuarı’nda Karadeniz Salonu’nda düzenlenecek törenle verilecek.

DOĞAN AKSAN KİMDİR?
1929’da İzmir’de doğdu. Ankara Atatürk Lisesi’ni (1948), Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1952). Aynı bölümde asistanlığa atandı. Dilbilim alanında çalışmaya başladı.

A. von Humboldt bursunu kazanarak Bonn Üniversitesi Dilbilim Enstitüsü’nde bilimsel çalışmalara katıldı. Daha sonra Frankfurt Üniversitesi Doğu Dilleri Kürsüsünde Türk Dilbilimi dersleri verdi.

1972’de DTCF’de profesörlüğe yükseldi. 1996’da emekli oldu. Başlıca yapıtları: Anlambilimi ve Türk Anlam bilimi (1971), Tartışılan Sözcükler (1976), Her Yönüyle Dil (3 cilt, 1977-1982), Türkçenin Gücü (1987, genişletilmiş 6. basım, 1999), Şiir Dili ve Türk Şiir Dili (1993), Türkçenin Sözvarlığı (1996), Anlambilim Konuları ve Türkçenin Anlambilimi (1998), Halk Şiirimizin Gücü (1999), En Eski Türkçenin İzlerinde (2000), Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını (2000), Cumhuriyetin Çocukluk, Gençlik Yılları ve Bugün (2001) kitaplarıdır. Bunların dışında, dilbilim ve Türkçe’yle ilgili 70’i aşkın araştırması vardır.

Türk Dil Kurumu’nda Dilbilim ve Dilbilgisi Kolu Başkanlığı sırasında Türkiye Türkçesi’yle ilgili birçok çalışmayı yönetmiştir. Türkiye Bilimler Akademisi’nin 1998 Yılı Hizmet Ödülü’nü de almıştır.
/div>
posted by ¤ Permalink ¤ <<1comments < <
<
<
<

Nobel Edebiyat Ödülü Orhan Pamuk’un
2006 Nobel Edebiyat Ödülü, sahibini buldu. Ödül, dünyaca ünlü pek çok yazar ve şairin arasından sıyrılan ünlü Türk yazar Orhan Pamuk’un.


İsveç Akademisi, Pamuk’un romanlarını “kültürler arası çatışmaları gideren semboller” yaratan metinler olarak tanımlıyor. Akademi’den yapılan açıklamada, “Pamuk, İstanbul kentinin melankolik ruhunu yeniden yakalamak için, kültürler arası mevcut çatışmaları uzlaştıran yeni semboller yarattı” deniyor.

Akademi, Pamuk’un “Geçmiş-bugün, Doğu-Batı, Laiklik-İslam gibi karmaşık ikilemleri, iki kıtada yer alan İstanbul’un renkli insan portresi üzerinden çözümlediğini” savundu. Akademinin açıklamasında Pamuk’un, romanlarında kent, aile, zaman ve ego kavramlarını ustalıkla harmanlayarak, İstanbul’u, tarihle bugünü barıştıran bir sahneye dönüştürdüğü vurgulandı.


Orhan Pamuk’un hayatı...


İsveç Akademisi’nin yayımladığı açıklamada Pamuk’un ailesinde Osmanlı geleneklerinden Batılı hayat tarzına geçişi yaşadığını ve romanlarının bu biyografik elementi estetik bir şekilde aktardığını vurgulanıyor. İsveç Akademisi Pamuk’un aile ve kuşak temelli söylemini Thomas Mann’a benzetiyor.

Pamuk, Şubat 2005’te Das Magazin adlı bir İsviçre dergisine verdiği röportajında Türkiye’nin geçmişindeki iki ciddi sorunla yüzleşmekten kaçındığını ifade etmişti.



Pamuk, sözde Ermeni soykırımı ve Güneydoğu’daki terörü kastederek, “Bu topraklarda 1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürt öldürüldü” demişti. Bu sözleri üzerine Pamuk hakkında soruşturma açılmış, ancak beraat etmişti.


Orhan Pamuk hakkında açılan davalar




Uluslararası haber ajansları, Pamuk’un Nobel Ödülü almasıyla Fransız Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasayı onaylamasının ironisi olarak niteliyor.

Nobel ödülüyle birlikte Pamuk’un uluslararası itibarı yükselecek, kitapları yurtdışında daha yüksek satış rakamlarına ulaşacak.

Pamuk, 1 milyon 360 bin dolarlık para çeki ve bir madalyadan oluşan ödülünü İsveç’in başkenti Stockholm’de, Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta yapılacak bir törenle alacak.


Orhan Pamuk listenin başındaydı


Isparta’nın Sütçüler beldesi kaymakamı Pamuk’un kitaplarını yaktırma kararı almış, daha sonra da Ankara tarafından açığa alınmıştı.



PAMUK, MUTLULUKTAN UÇUYOR
Nobel Edebiyat ödülünü bu yıl kazanan Orhan Pamuk, çok mutlu olduğunu ve ödülü kazanmaktan kıvanç duyduğunu söyledi.

Ödülü kazandığını Amerika’da öğrenen Pamuk, İsveç gazetesi Svenska Dagbladet’in sorularını telefonla yanıtladı.

Gazetenin internet sitesinde çıkan habere göre Orhan Pamuk, “Çok mutluyum. Ödülü kazanmaktan büyük onur duydum. Ödülü almak için Stockholm’e geleceğim” dedi.

FRANSA CUMHURBAŞKANI CHIRAC SONUÇTAN MEMNUN
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Nobel Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a verilmesinden “memnun olduğunu” belirtti.

Paris’te düzenlenen 7. Fransa-Almanya Ortak Bakanlar Konseyi toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Nobel Edebiyat Ödülü’nün topluma bakışı özellikle akıllıca, güçlü ve liberal olan Orhan Pamuk’a verilmesinden memnun oldum” dedi.

“PAMUK, LOKOMOTİF OLDU, DİĞER YAZARLARIN ÖNÜNÜ AÇTI”
Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tüzüner, Nobel 2006 Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a verilmesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Edebiyat alanında dünyanın en önemli ödüllerinden biri olan Nobel ödülünün bir Türk yazara verilmesinden gurur duyuyoruz” dedi.

Orhan Pamuk’un eserlerinin dünyada 28 dile çevrildiğini hatırlatan Tüzüner, “Edebiyat alanında dünyanın en önemli ödüllerinden biri olan Nobel ödülünün bir Türk yazara verilmesinden gurur duyuyoruz. Orhan Pamuk, lokomotif olmuştur. Diğer yazarların önünü açacaktır. Türk yazarların kitapları dünya edebiyatında yer bulacaktır” diye kaydetti.




ÖDÜL İÇİN ADI GEÇENLER...
Ödül için, barış eylemcisi kimliğiyle de bilinen İsrailli yazar Amos Oz, ABD’li yazarlar Paul Auster ile Joyce Carol Oates ve İngiliz yazar Julian Barnes’ın da adları geçiyordu.

İngiliz müşterek bahis şirketi Ladbrokes’a göreyse en şanslı aday Adonis olarak gösteriliyordu. Geçen yıl, ödülün, diğer adaylara göre daha az şans tanınan Harold Pinter’a gitmesi nedeniyle bu yıl da sürpriz bir tercih yapılabileceği konuşuluyordu. Sonuçta, ödül Orhan Pamuk’a değer bulundu.

EDEBİYAT ÖDÜLÜ’NÜ GERİ ÇEVİRENLER...
Jean-Paul Sartre, 1964 yılında kendisine değer bulunan Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddetmişti. Bu ödülü gönüllü olarak reddeden tek edebiyatçıdır. Sartre hayatı boyunca tüm resmi ödülleri geri çevirmiştir.

==>NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ SAHİPLERİ (TAM LİSTE)

Yazar Boris Pasternak ise, 1958 yılında ödülü önce kabul etmiş, daha sonra ise ülkesinin (SSCB) yetkilileri tarafından ödülü geri vermeye zorlanmıştı.




NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ’NÜ 1982’DEN BU YANA KAZANANLAR:
* 2005: Harold Pinter (İngiltere)
* 2004: Elfriede Jelinek (Avusturya)
* 2003: John Maxwell Coetzee (Güney Afrika)
* 2002: İmre Kertesz (Macaristan)
* 2001: V.S. Naipaul (İngiltere)
* 2000: Gao Şingcian (Çin)
* 1999: Günter Grass (Almanya)
* 1998: Jose Saramago (Portekiz)
* 1997: Dario Fo (İtalya)
* 1996: Wislawa Szymborska (Polonya)
* 1995: Seamus Heaney (İrlanda)
* 1994: Kenzaburo Oe (Japonya)
* 1993: Toni Morrison (ABD)
* 1992: Derek Walcott (St. Lucia)
* 1991: Nadine Gordimer (Güney Afrika)
* 1990: Octavio Paz (Meksika)
* 1989: Camilo Jose Cela (İspanya)
* 1988: Necib Mahfuz (Mısır)
* 1987: Joseph Brodsky (ABD)
* 1986: Wole Soyinka (Nijerya)
* 1985: Claude Simon (Fransa)
* 1984: Jaroslav Seifert (Çekoslovakya)
* 1983: William Golding (İngiltere)
* 1982: Gabriel Garcia Marquez (Kolombiya)
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<

Bir şiir nedir? Sanat dünyayı değiştirebilir mi? Yaratıcı edimin doğası nedir?

-Bilmiyorum. Hemen genel şeyler üzerinde konuşmaya yönelen kimse, özel
ve somut olana karşı koyamamakla suçlanacak.
Konumuz üzerinde düşünce yürütmüş
yüce bir selefime dayanarak, amacımı daha kesin belirlemek istiyorum. Uzun zaman
önce, yüz elli yıl önce Edgar Allan Poe
“bir şiir nasıl oluşuyor?” sorusunu irdeleyen bir makale yayımladı.
Bu denemenin konusu, Poe
’nun en ünlü şiiri olan “Karga”dır. Başlığını çevirmek kolay değil:
The Philosophy of
Composition. Bunun anlamı yaklaşık olarak “şiirsel çalışmanın kuralları
gibidir. Bu küçük yazı, dolaysız bir söyleyişle, Poe’nun
şiiridir. Poe’yu bu incelemeye yöneltenin ne olduğu,
şu söz
lerinden anlaşılıyor: “Bir yazar, yapıtlarından birinin tüm oluşum sürecini aşama aşama anlatabilirse,
bizim için ne kadar öğretici olurdu diye düşünmüşümdür çok kez. Böyle bir denemenin bugüne kadar
niçin yapılmadığına yanıt bulmak zordur; bunun suçlusu sanırım özellikle yazar beylerimizin kibridir.
Çoğu yazar, özellikle de şairler, yapıtlarını güzel bir çılgınlık içerisinde, kendinden geçmişçesine
ilhamla yarattıklarına insanları inandırmayı seviyorlar...

Poe’nun burada salt kibir diye yakındığı, aslında, Batının kendisi kadar gerilere dayanan çok eski bir mit,
saygın bir gelenektir. Orpheus ve periler,
“tanrının ağızlığı” diye bakılan şair, onun “güzel çılgınlığı”, onun
“hoş görülen sarhoşluğu”; şiirsel süreç kavramının varlığı Platon’dan bu yana kanıtlanabilmektedir.
Fakat en geç Helenizmden beri Avrupa
’da ilham mitine karşı, şiir yazmanın daha çok sanatsal bir
edim olduğundan söz eden, gizli bir karşı çıkış hep olmuştur. Poe, bu antitezi ileri zekâsının
bütün araçları ile sonuna kadar ifade eden ilk kişi olmuştur yalnızca. Savunmasının teknolojik
momenti önem taşımaktadır:

“İzleyicilerin, kulis arkasını görebileceği düşüncesi dahi, yani... Dişlilerin ve kayışların, halatların,
perdelerin, yani yüz olayın doksan dokuzunda sanatçının araç gerecini oluşturan teknik desteğin
tüm deposunu görürse - bunu düşünmek dahi yazarları irkiltiyor... Bana gelince, ne yukarıda
adı geçen antipatiye katılıyorum, ne de yapıtlarımın birinin nasıl oluştuğunu anımsamak zor geliyor
ve bir çözümlemeye ve yeniden oluşturmaya olan ve az önce eksiklik olarak tanımladığım ilgi,
çözümlemeye konu olan nesneye ilginin var olup olmamasından bağımsız olduğu için, burada
modus operandi olarak kendi eserlerimden birinin nasıl oluştuğuna değinirsem, umarım bu
benim haneme zevksizlik olarak yazılmaz...

Amacım, bir şiirin hiçbir bölümünün rastlantı, ya da ilham sonucu oluşmadığını, tersine,
matematiksel bir işlem gibi dize dize aynı kesinlik ve mantıkla kurulduğunu göstermektir.

Poe’dan bu kadar.

“Karga”nın oluşumu hakkındaki makalesi büyük etki yarattı. Baudelaire ve Mallarme,
yazarı Fransa
’da tanıtmışlardı; orada Poe’nun, yeni şiirsel Credo olarak yorumlanabilen denemesi,
kısa sürede sönüp gitmeyen, kuşaklan uğraştıran gerçek edebiyat olaylardan biri oldu.
Çağdaş şiirin kuramı, Poe
’suz düşünülemez. Valery, şairden bir “edebiyat mühendisi” diye söz ediyor,
Gottfried Benn onu “sanatsal
materyali soğuk tutmaya” çağırıyor; öğrencileri Pound’u
“il miglior
fabbro” olarak anıyor; yüzyılımızın büyük İspanyol şairleri Göngo-rizm makinesini yeniden
çalıştırıyor; Brecht, yabancılaştırma etkisini şiire de uyguluyor. Burada hesap kitap yapılıyor ve
parçalar birleştiriliyor ve her yerde Poe
’nun izleri görülebiliyor. Dada-babaların taklalarında
ve sürrealistlerin rüya metinleriyle şaklabanlıklarında dahi bir hesaplanmışlık seziliyor,
sanki söz konusu olan, bir makineyi yapmak yerine parçalamak olsa bile, o mühendislik
sanatını bozmamak gibi.

Poe’dan esinlenmek, diğer konularda birbirine aşırı derecede zil olan
yazarları, şiirin doğasına olan yaklaşımlarında birleştiriyor. Edebiyat Mühendisi sözcüğünü
Majakovskiy ya da Valery de ortaya atmış olabilirdi. Şiiri, devrimin bir aracı olarak gören
ve kesinlikle bir formalist olmayan bu Rus, tümü ile Poe - Valery çizgisinde olan Şiir Nasıl Yazılır
başlıklı bir makale yazdı. Amerikalının
“dişli çarklar ve kayışlar” öğretisinden
sonuçlar
çıkartıyor ve şiirsel hammaddelerden, yarı işlenmiş ve hazır ürünlerden söz ediyor.
Saf şiir
’in estetiği ile Marksist tarih anlayışı bu kadar yakınlaşabiliyor, buna göre üretim
güçlerinin gelişimi insanın bütün eylemlerini ve böylece şiir yazmayı da belirliyor.

Valery ile Majakovskiy’nin örtüştüğü nokta, sadece şiir teknolojisinin vurgulanmasında
değildir, İkisi de, Poe
’nun devamı olarak, oluşum sorusuna değinmektedir. Bu sorunun
yanıtsız bırakılamayacağını düşünüyorum. Tekniğine ve doktrinine bakmaksızın, günümüzde
ortaya çıkan her yapıttan, oluşum sürecini yansıtması beklenmektedir. Bunu ortaya koyan
birçok kanıt var, özellikle de bu yansımanın konu edildiği yerlerde, örneğin çağdaş
düzyazıda, Andre Gide
’in Sahte Sikkeci’sinde, Thomas Mann’ın Bir Romanın Romanında,
Doktor
Faustus’un Doğuşu’nda ve Uwe Johnson’un Betimlemenin Betimlemesi’nde,
Arnim Hakkında Üçüncü
şeyi anlatmaması gerektiğini söylüyorlar. Resim ve oluşumu böylece içice geçiyor,

Konumuz, yalnızca bir garabet değil. Bir yapıtın nasıl oluştuğu sorusu, estetiğin önemli, belki de en önemli, sorusuna dönüşmüştür. Poe, makalesine The Philosophy of Composition başlığını vermekte haklıydı. Çözümleme yapmaya, kaldıracı doğru noktaya yerleştirerek başlamıştı. Güzelin öğretisinin belki çözülebileceği bir noktaydı bu: biçim ve içerik hakkındaki tartışmalar, formalizm tartışmaları, “saf şiir” ve “güdümlü şiir” arasındaki karşıtlık, şiirsel dilin doğasının araştırılması, siyasi şiir sorunu - kısacası, sanatsal konulardaki her kuramsal düşünüş, er ya da geç, konu edindiği yapıtların oluşumu ile ilgilenmek zorunda kalacaktır.

Kendimde bu açıklamayı yapacak yetkiyi görmüyorum. Bir şiir nedir?
Sanat dünyayı değiştirebilir mi? Yaratıcı edimin doğası nedir? -Bilmiyorum.
Hemen genel şeyler üzerinde konuşmaya yönelen kimse, özel ve somut olana karşı
koyamamakla suçlanacak. Büyük soruların çekim kuvvetine karşı koyabileceğimi düşünüyorum.
Fakat bunların, bir şiirin oluşumunun konu edildiği her yerde karşımıza çıktıkları da yadsınamaz.
Ayrıca size, bir şiir yazmaya başladığımda, kuramsal ilgimin ortadan kalktığını da itiraf etmek istiyorum.
O anda benim için daha önemli olan, bir şiirin nasıl yazıldığı ya da nasıl yazılması gerektiği değil, belli
bir sözcüğü, doğru sözcüğü bulmak, yanlış bir heceyi ortadan kaldırmaktır. Bu bakımdan rahat olabilirsiniz.
Yani özel ve somut olan:
“Şiirler nasıl oluşurlar?” değil, “Bir şiir nasıl oluşur?”dur.

Bunu göstermek için elimizde iki yöntem var: dışarıdan, yabancı bir metin aracılığıyla; içeriden,
metnin kendisi ile. Dışarıdan bakan ve şiiri öznel olarak yeniden oluşturmaya çalışan filolog,
belli bir materyale sahiptir, fakat bu materyal de yeterli değildir: anlattığı bu olay hakkında
bir anıya sahip değildir. Bu anıya yalnızca yazarın kendisi sahiptir. Gerçekten sahip midir?
Ya da anımsama yanıltıyor mu? Oluşum sürecini ancak deneyim sonrasında yaratması ve bunu,
ortaya çıkmış olan şiire, belki de bilmeden, uydurarak eklemiştir. Bu tehlike, Edgar Allan Poe
’da
olduğu gibi, şairin bir şeyi kanıtlamaya
çalıştığı zaman ortaya çıkmaktadır. Benim bunu
yapmaya niyetim yok. Yazıma dayanarak bir estetik oluşturulacak olursa, bu, bana da yabancı
olacaktır ve geliştirilmesi okuyucuya kalacaktır...

Hans Magnus Enzensberger

Çeviri: Ensel Kayaoğlu


Kaynak: Şiir Penceresi

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<1 Ekim 2006 Yitik Ülke Yayınları Kutlaması/div>
<

Yitik Ülke Yayınları kuruluşunu ve

ilk kitapları yazarların da katılımıyla kutluyor.

Yayımlanan İlk Kitaplar:

Onur Behramoğlu "Asit ya da İksir" - Şiir

Göksel Bekmezci "Gri Hikâyeler" - Şiir

Yaprak Öz "Fırtına Günlüğü" - Şiir

"Cunda Öyküleri" Hazırlayan: Kadir Aydemir - Öykü

Cunda Öyküleri Yazarları: Alper Akçam,
Bedirhan Toprak, Bilge Akay, Deniz Günal, Ertuğrul Söyler
Esra Esma Kutengin, Ferhat Uludere, Kadir Aydemir
Mehmet Ünver, Müge İplikçi, Özlem Sarak Amet, Rana Işıker
Sabri Kuşkonmaz, Savaş Çekiç, Sedef Özkan, Sinem Karhan
Ulus Fatih ve Yıldırım Boran.

1 Ekim 2006 Pazar, Saat: 14:00
Yer: "Oyuncular Tiyatro Kahve"
Istiklal Cad. Rumeli Han No: 88/4
Beyoglu - Istanbul / Tel: 0212 245 13 14

Adresin tarifi: İstiklal Caddesi'nde TKP yanı, D&R karşısı.

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<