Ocak 29, 2007
ŞİİR TABAN FİYATI AÇIKLANSIN - ENVER TOPALOĞLU
Cumartesi e-şiir dergisinin 23. Sayısından alınmıştır.


Yapı kredi yayınları’nın (yky), yapıtlarının yayın hakkını elinde bulundurduğu şairlerin internet üzerinde şiirlerinin yer almasına yasak getirmesini kamuoyuna duyurmamızla başlayan tartışma umulmadık ölçüde büyüdü. yky’nin girişimini şiirin hayattan koparılması ve kovulmasına yönelik adımlarından biri olarak değerlendirerek ‘kamuoyuna’ başlıklı bir bildiriyi elektronik posta olarak gönderdik:

“kamuoyuna!..

yapı kredi yayınları telif hakkı elinde bulunan şairlerin internet üzerinde okunabilen şiirlerine 5 ocak 2007 tarihinden itibaren yayın yasağı getirdi. özetle, okumak istediğiniz bir nâzım hikmet şiirini internette artık okuyamayacaksınız. bu durumun internetin her şeyden önce bilginin tekelleşmesine karşı bir olanak olmasını savunanlar açısından kabul edilmeyeceği açıktır. öyleyse tepkisiz kalmamak gerekir. örneğin şairler yapı kredi yayınlarının çıkarmakta olduğu kitap-lık dergisine şiir vermeyerek bu yasağa karşı bir boykot başlatabilirler. şiirseverler kitap-lık dergisini almayarak bu boykota katılabilirler. başka nelerin yapılabileceği üzerinde tartışılabilir...

ama asla tepkisiz kalmamak gerekir...”

medya, tarafların görüşlerini de alarak konuyu gündeme taşımakta gecikmedi. ancak her zaman olduğu gibi haberi yansız verme, yargı oluşturmayı kamuoyunun görüşüne bırakma ilkeleri hiçe sayıldı. telif hakkı gerekçesiyle internette getirilen yasaktan sonra gerçek anlamda mağdur olanları daha da mağdur eden, mağduriyete yol açan kararı alanları da destekleyen bir görüş oluştu.

tartışma aslında medyadan önce, elektronik postalar aracılığıyla mail gruplarında başladı. yky’nin yasaklama kararını destekleyen görüşlerini belirtenler arasında kimler yoktu ki ve daha da tuhafı birçoğu şairdi bu isimlerin.

uzun süre sağcılığını saklayarak sol kesim şairler arasında kendine yer arayan, ancak birtakım yükseltmelerden sonra artık gerçek kimliğini saklayamayanlar ‘atıl kurt’ komutu almışçasına yığdılar kelimeleri mesajlarına. soldan gelen bir eleştiriyle karşılaştığında benjamin’den, adorno’dan alıntılar yapan tüysüz akademisyenler de vardı aralarında, ‘kâğıda dönün’ derken sesi yüzyılların gerisinden gelen matbaa karşıtı seslerle özdeşleşenler de... ‘destekliyorum’ başlığıyla gönderdiği mailde kâğıda dönün çağrısını yapan görüşlerin sahipleri, her yaprak kâğıt için kaç ağacın kesildiğini ve bunun geleceği tartışmalı hale gelen dünya üzerindeki yaşama etkilerini düşünmeye çağırarak yanıtlandı. yky’nin destekçilerinin en önemli tezi, internet üzerinden şiire özgür, herhangi bir denetim ve engellemeyle karşılaşmaksızın ulaşılmasını savunanların emek hırsızlığıyla suçlanmasıydı. bu iddia, neresinden tutsan elinde kalacak türden oysa. bir sermaye kurumu olan yapı kredi yayınları’nın hakları yani sermaye, emek adına savunulmaya çağrılıyordu. hırsızlık konusunda handiyse iki yüz elli yıl önce bacon “mülkiyet hırsızlıktır” diyerek söylenecek her şeyi söylemişti oysa. ne ki hırsızlıkla mülk edinenlerin ‘hırsız var’ diye feryat etmeleri kendilerini gizlemekten, ikiyüzlülükten başka bir şey değil.


bozacının şahidi şıracı

şiirin internet sitelerinde yer almasına, yayımlanmasına, ücretsiz paylaşıma açık kalmasına karşı çıkılırken öne sürülen emeğe saygısızlık, hırsızlık, bedavacılık savları kabul edilebilir mi?.. sorunun yanıtından önce bir sanat ürünü olan şiirin meta sayılıp sayılamayacağıyla ilgili bir not düşmek gerekiyor sanırım. ancak daha önce bir anımsatma yapmak istiyorum. şilili şair neruda’nın italya sürgünü sırasındaki yaşamından kesit sunan ve herkesin, özellikle şairlerin habersiz olmadıklarını sandığım bir film türkiye’de de gösterildi. ‘postacı’ adıyla çok sayıda izleyici toplayan filmde geçen bir diyalogda, şiirin ihtiyacı olana ait olduğu dile getiriliyordu. o görüşe kimse itiraz etmedi. ne demek şiirin ihtiyacı olana ait olması, o zaman telif hakkı ne olacak diyen çıkmadı. bu örnek nahif bulunabilir. ama, nahif olması gerçeği anlamamıza engel değil.

sanat yapıtının (şiir diye okumaktan yanayım konumuz bağlamından kopmamak için) yaratım sürecinde meta sayılmayacağı belirtiliyor elektronik postalardan birinde. pazara çıkınca meta niteliği kazanan şiir kirlenmiş, kaybetmiş olmuyor mu diye düşünme gereği duyulmuyor fakat. bu görüşe göre, bir şair şiir yazdığı sürece değil, ancak yapıtlarını yayımlayan yayıncıyı zenginleştirdiği sürece önem kazanıyor. yapıtıyla kapitalistlerin kasasını doldurmayan şairin şiirleri bir değer taşımıyor. iyi şiir-kötü şiir ayrımı yapılırken de herhalde bu ölçüt kullanılıyor; yapıtların yaratım sürecindeki değerine değil, pazardaki meta değerine bakılıyor. akla, ister istemez şiir ödüllerinin seçici kurullarında bu anlayışı taşıyanların niçin yer aldıkları ve kullandıkları oylar geliyor.

“kapitalist üretim, belirli tinsel üretim dallarına, örneğin sanata ve şiire düşmandır” diyor marx. emek-sermaye çelişkisini ve kapitalizmi marx’tan daha iyi anlayıp çözümlemiş başka bir düşünür varsa ona kulak verebiliriz. kapitalizmin sanattan, konumuz açısından da şiirden, kâr etmekten başka bir beklentisi olamaz. nitekim deneyimler ve bu konuda çalışan düşünürler de bunu söylüyor zaten. marx’ın şiire düşman dediği kapitalizmin nesi değişti de bir kapitalist işletme olan yky’nin ya da benzer bir yayın holdinginin, şiire katkıda bulunduğu iddiasıyla çıkarlarını savunalım.

‘paylaşım’ kavramının yayın yasağını savunanların dilinde ‘bedavacılık’ kavramıyla yer değiştirmesine ise arkasındaki niyet gizlenemediği için şaşırmamak gerekiyor. paylaşımın sosyal ve bireysel katkılarını saymaya gerek var mı? tarihsel deneyim ve birikim, ilgilenene istemeyeceği kadar kaynak sağlar bu konuda. paylaşımın soyluluğu, bedavacılık gibi hiçbir tutarlılığı olmayan amiyane bir yakıştırmayla küçük düşürülemez. paylaşmaktan habersiz olanların aslında nâzım hikmet’ten de habersiz oldukları ortaya çıkıyor. eğer öyle olmasa sığ sularda yüzerken batırdığı şairlik gemisini kurtaramayacağını anlayınca yayın holdinglerinin çıkarlarını savunan kâtipliğe soyunmadan önce nâzım hikmet’in yıllar önce paylaşımı dile getirdiği şeyh bedreddin destanı’ndaki dizeleri anımsarlardı:

hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayri her şeyde
her yerde
hep beraber!
diyebilmek
için
on binler verdi sekiz binini..

nâzım hikmet’in şiirleri de dahil, telif yasası gerekçe gösterilerek paylaşımın engellenmesini savunanların, bu şiirde dile getirilen on binlerin sekiz binini niçin kaybettikleri sorusunu kendilerine bir kez daha sorup yanıtı yüksek sesle vermeliler bence...

tartışmaya katılıp da gerek medyada, gerekse internette mail yoluyla görüşlerini açıklayanların içinde yky’nin yasaklama kararına kayıtsız koşulsuz destek sunanların kimler olduklarını görünce ister istemez bozacıya şahitlik yapan şıracılar geliyor hatıra... şiirin yayını, dağıtımı, okurların paylaşımı için her kanalda ücretlendirilmesinin niçin vazgeçilmez bir koşul olduğunu da sormak gerekiyor. şair, sistemin bütün verilerini olduğu gibi kabul ederek şair kalabilir mi? “toplumsal anlaşmayı reddetmek; şairin özelliği ve büyüklüğü buradan gelir” görüşü yalnızca on dokuzuncu yüzyılın düşünürlerinden theophile gautier ve bazı parnasçıların değil, genel olarak “sanat sanat içindir” diyen kuramcıların bile ortak düşüncesiydi. sistemle, ki bu ister kullanılan dilin sistemi olsun, isterse kurulu düzen olsun, çatışmayan bir şairin şiiri, samimiyet ölçüleriyle değerlendirildiğinde çıkacak sonucu tahmin etmek zor değil. oysa yasağı savunanlar, şairler de dahil, herkesi açıkça sisteme boyun eğmeye çağırmakta. ahmet hamdi tanpınar’ın ya hiç okunmayan ya da üstünkörü okunup geçilen en önemli yapıtlarından biri olan ‘edebiyat üzerine makaleler’de (1. baskı s. 11) dile getirdiği gibi şairin kapı kapı dolaşıp “efendim size nasıl yararlı olabilirim” demesini önermekteler. gönüllü olarak düştükleri kapitalizmin savunuculuğu çukurunda kalmak isteyenlere ne denebilir? ancak bilmeliler ki başkalarının da aklını çelerek o çukura çekmeleri sandıkları kadar kolay değil...

yukarıda da değinildiği gibi telif hakkı gerekçesiyle, yasaların gereği olarak savunulan şiirin özgürce paylaşımının engellenmesini savunan görüş, değişik araçlar kullanılarak kamuoyuna sunuldu. gösterilen gerekçelerden biri de şiirin internet ortamında izinsiz paylaşımından dolayı yapıtların özgünlüğünün bozulduğu, tahrif edildiği yönünde. yky yayın yönetmeni raşit çavaş yaptığı açıklamada “izinsiz kullanımlarda şiirlerin yanlış, anlamsız ve zaman zaman da keyfe göre değiştirilerek şairleri mezarlarında döndürecek hatalarla sitelerde yayımlandığı da herkesin bildiği bir vakıadır” diyor. ancak bir tek örnek bile göstermiyor. kaldı ki internet sitelerinin izinli ve telif ödeyerek aldıkları şiirlerde şikâyet konusu olan yanlışları yapmayacaklarını nasıl garanti edebiliyor... bir başka gerekçe ‘ünlü şairlerin, adı sanı bilinmeyen isimlerle yan yana şiir sitelerinde yer almaları’. buradan çıkan sonuç açık. internette özgür paylaşıma açık şiirlerin yayını engellenerek izin ve ücretlendirilmesi koşulu getirilmesi halinde tahrifatın önüne geçilebileceği görüşünü kabul etmemiz isteniyor. olabilir mi, dergilerde şiirler tahrif edilmiyor mu? kitaplarda şiirler yanlış basılmıyor mu? ayrıca telif ücreti verilerek basılan ünlü şairlerin kitapları, bırakın satın almayı, kitap diyerek ele alınmayacak kimi matbuatın yanında yer almıyor mu? kitapçıların çoğu kitaba domates, patlıcan muamelesi yapmıyor mu? hele şiir kitaplarına... kitapçılarda telifi ödenmiş şiir kitaplarının itibarı, çok satan diğer kitapların yanında internette olduğundan daha mı fazla? internet sitelerinde şiirlerin yanında yer alan reklamlara yönelik eleştirilere katılıyorum. ancak örneğin kitap-lık dergisinin arka sayfası, iç kapak, onu da geçin derginin ortasında yer alan araba, akaryakıt, tüpgaz reklamları yok mu? öyleyse aynı eleştirilerden kitap-lık dergisi niçin muaf tutuluyor.

soruları çoğaltmak olası, ama bu kadarının da meramımızı dile getirdiği kanısındayım. şiir paylaşılarak değil, meta olarak pazarda dolaştırılarak tüketilir. çünkü şiirin pazara çıkarılması onun tüketim nesnesine indirgenmesidir. bu dayatmaya boyun eğmeyeceğimiz olanakları sağlayan kanalları niçin terk edelim?

şiir taban fiyatı açıklansın

şiirin, yaratım süreci tamamlandıktan sonra aslında şairini zaten terk ettiği, artık okurunun ilgisi ve görgüsüyle varlığını sürdüreceği bilgisi yeni bir şey değildir. şairin bunun bilincinde olmadığını öne sürmekse, ancak düşüncesizlikle açıklanabilir. ben bu konuda daha da ileri giderek şair mükemmel olarak görülen şiirinde bile en fazla yarısını yazdığı, diğer yarısının okurun bilincinde yazıldığı, tamamlandığı görüşündeyim. okurunu yapıtına katmayan şairin aslında şiirinin çoğalmasını engellediği gibi içten içe yaşadığı bir korkudan, özgürlük korkusundan kaynaklandığını da söyleyebiliriz.

ayrıca hangi şair, şiirin oluşumu sırasında bir yandan alacağı telifi hesaplarken bir yandan da imgelerini, dizelerini çatmaktadır. “sahici amaçlar ancak amaçlılığı bir yana bırakmakla gerçekleşebilir” diyor adorno, minima moralia adlı yapıtında.

şair için şiire itibar kazandıracak, yapıtının tinsel hakkını verecek, değerini takdir edecek okurlar olabilir. valéry, şairin şiirden doğduğunu söylüyor. dilini paylaşan bir okurla karşılaşan şairin göreceği iltifattan başka beklentisi yoktur. bir tek şiiri bile ezberinde olan bir okuruyla karşılaştığında bütün şiirlerini bağışlamaya hazır olmayan şair var mıdır. bu savı günümüzün ünlüleri de dahil bütün şairler için geçersiz kılacak örneği olan var mıdır? samimi bir yanıtın ne yönde olacağını tahmin etmek elbette zor değil.

şairin bir ‘at’a krallığını sunacak tacı yoktur. ama şairin, düşüncesi şiirinin diliyle yeşermiş, yapıtlarının değerini bilen, paylaşan bir okurla karşılaştığında duyumsadıklarının bedeli de başka hiçbir şeyle ölçülemez.

faşizmin bir tek yüzü yok. kendisini nerde, nasıl göstereceğini kestirmek her zaman kolay olmuyor. aslında ortaya çıktı ki solun kavramlarını kullanarak (sık sık vurgulanan emeğe saygı, sömürü, yağma gibi) serbest piyasanın değerlerini savunan görüş sahiplerinin niyeti başka. söz konusu olan telif hakkı öne sürülerek emeğin korunması değil. bu, ideolojik bir savaştır. (konumuz bağlamında) şiirin özgürlüğü için tavır alanlarla şiiri pazar yoluyla tüketim nesnesine dönüştürerek ondan rant sağlamak isteyen anlayış arasında açılmıştır. ancak yeni olmayan bir savaştır. şiirin özgürce kapitalist pazar sisteminin kurallarına teslim olmadan paylaşılmasını savunanlar barbarlıkla suçlanıyor.

barbar kimdir? dünyanın bütün kaynaklarını kurutacak ölçüde yağmalayıp insanlığı hızla felakete sürükleyen kapitalist sistemin sorumluları ve savunucuları mı? yoksa özgür, eşit ve insanca yaşanabilir bir dünyanın mümkün olduğunu savunanlar ve bu talebi gerçekleştirirken şiiri araç değil, amaç yapanlar mı?

“biz yüzümüzü görünmek için gizledik” cümlesinde olduğu gibi her konuşması bir şiir kadar etkili subcomandante marcos mu barbar, zorla işgal ettiği ırak’ta 2003 yılından bu yana yaklaşık 655 bin sivil ölümünün sorumluluğunu taşıyan amerika ve kapitalist sistem mi? batılı insan hakları örgütleri bu rakamı 42 bin ile 47 bin arasındaki verirken, pek çok can kaybının rapor edilmediğine dikkat çekildiğini de anımsatalım. ırak’ın amerika tarafından işgalini haklı görenlerle internette şiirin dolaşımının engellenmesini isteyenler ve onları destekleyenler arasında ben bir fark göremiyorum. dünyayı anlamak ve bırakın değiştirmeyi, yorumlamak için bile gerekli olan düşünceye sahip herkes yasaklamanın sonucunu kestirebilir.

prometeus’u bağlayan zincirleri çözemez belki, ama bilince takılan kelepçeyi çıkarabilir şiir.

ancak özgürlükçü ve paylaşımcı bir anlayışla neofaşist görüş ve düşüncedekilerin kapitalizmin borazanlığına soyunduğu pazara ve onun yasalarına teslim olmaksızın bilinçlere takılan kelepçeleri çıkarmaya talip olabilir şair ve şiir...

“ekmeğinizi kaleminizden çıkarmak istiyorsanız gazetecilik, tiyatro yazarlığı yapın” diyor, hem de bir romancı olan gustave flaubert ve ekliyor: “beş frankla bir fikir arasındaki bağı anlayamıyorum. sanatı sanatın kendisi için sevmek gerekiyor. yoksa en sıradan bir uğraş bile daha iyidir.”

şiirin telif hakkı gerekçe gösterilerek internet ortamındaki varlığına ve dolaşımına yönelik engelleyici girişimde bulunan yky kısa bir süre sonra ikinci bir açıklama yaparak kimi koşullar getirdi ve tavrını kısmen değiştirdi. ancak yky’nin yasakçı kararıyla başlayan tartışmayı bitirmeye ve büyük ölçüde yayıncılık itibarını kurtarmaya yönelik bir piyasa çalışması olarak görünen bu tutum da tatmin edici olmaktan uzak. ayrıca yky’nin ikinci açıklaması da dayattığı koşullar nedeniyle bir başka tartışmayı gündeme getirecek gibi görünüyor.

hangi biçimde olursa olsun şiirin, dayatmalarla, telif hakkı ve yasalar gerekçe gösterilerek özgürce dolaşımının, paylaşımının önüne geçilmek, engellenmek istenmesi reddedilmeli.

şiirin fiyatı yoktur. şiire pazar sistemi içerisinde ve pazar ölçütleriyle fiyat biçmekte ısrar edeceklerden bir tek şey istenebilir. artık her ay mı olur, altı ayda bir mi, yoksa yılda bir mi olur, onu da kararlaştırarak oluşturulacak bir komisyon, düzenli aralıklarla toplanıp şiir taban fiyatı belirlesin ve kamuoyuna açıklasın...

madem öyle, şair de şiirini kaça satacağını bilir daha ilk dizeyi yazarken... marketten alışveriş yaparken nakitti, kredi kartıydı uğraşmaz, son şiirini uzatır kasiyere. fazla gelirse üstünü de nasıl alacağını, yazarlar sendikasıyla yayıncılar birliği bir teklif hazırlayarak belirleyebilir... değil mi ki ikisinin de başkanlığını şairler yapmakta...
 
posted by süreyya at 5:14 AM ¤ Permalink ¤ 0 comments
NotosÖykü’nün ikinci sayısı çıktı.
Geçtiğimiz Aralık ayında yayın yaşamına başlayan NotosÖykü dergisinin 2. sayısı 1 Şubat’ta çıktı.

Bu sayısında “Sahafların elindeki en değerli kitaplar” konusunu kapağına taşıyan Notos Öykü, dosya kapsamında sahafların sorunlarını da ele alıyor. “Ders kitaplarında kara delikler” başlığı altında da Türkçe, Din Kültürü ve Sosyal Bilgiler kitaplarındaki ideolojik çarpıtmalar bir kez daha irdeleniyor.

Derginin bu sayısının öne çıkan bölümlerinden biri Mehmed Uzun ile söyleşi. Türkiye’de yeni Kürt edebiyatının ilk akla gelen romancısı olan Mehmed Uzun ile yalnızca edebiyat üstüne yapılmış kapsamlı söyleşi, bir dizi tartışmalı başlığı gündeme getiriyor.

Kate Chopin, Virginia Woolf, Margaret Atwood, Esther Heboyan’ın yanı sıra, Demir Özlü’den Faruk Ulay ve Hasan Ali Toptaş’a, birçok genç yazarın da aralarında bulunduğu yirmi bir öykücüden öykünün bulunduğu sayıda, “Bu fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız?” çağrısına gelen öykülerden seçilen iki öykü de yer alıyor.

NotosÖykü’nün bu sayısıyla birlikte, D. H. Lawrence’tan İki Öykü adıyla hazırlanan bir cep kitabı da armağan olarak veriliyor.

 
posted by süreyya at 2:47 AM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 25, 2007
Kemal Özer ve Efe Duyan'dan TAKAS
 
posted by süreyya at 2:30 AM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 24, 2007
Posta Kutusundan

Mavi Ada




Çalı Dergisi 10 Yaşında



 
posted by süreyya at 12:36 AM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 19, 2007
Kelimelerin tükendiği nokta

BU ÜLKEDE İNSANLAR GÜVERCİNLERE DOKUNMAZ.

Ruh halimin güvercin tedirginliği
(Hrant Dink'in son yazısı)





 
posted by süreyya at 7:52 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 18, 2007
Yky şiir yasağı hk.
Vârisler ne diyor?

Filiz Ali / Sabahattin Ali’nin vârisi
YKY, Sabahattin Ali’nin eserlerinin yayıncısı olarak hem kendi haklarını, hem de eserin sahibi olan Sabahattin Ali’nin ve dolayısıyla varislerinin telif haklarını korumaktadır. Eser sahibinden izin alınmadan yayımlandığı takdirde eser sahibinin hakkını araması doğaldır.

Ayşe Sarısayın / Behçet Necatigil’in vârisi
İnternet konusu çok tartışmalı. Necatigil’in olmayan bazı şiirler, Necatigil adıyla karşımıza çıktı. Fakat bilgiye kolay ulaşılabilmesi açısından gerekli bir ortam. Bir kontrol sistemi olmasında fayda görüyorum. Ama uygulamada soru işareti var. Bilgiye ulaşmak açısından tümüyle yasaklanmasını çok doğru bulmuyorum.

Zeynep Altıok / Metin Altıok’un vârisi
Metin Altıok’un yayın hakkı Kırmızı Yayınları’nda ve ben bunu Yapı Kredi’ye Kitap Fuarı öncesinde bildirdim. Onların yazarı bile olsa, onunla ilgili herhangi bir karar alınırken bana danışılması gerekirdi. Altıok’un okuyucusuyla buluşabilmesi açısından herhangi bir yasaklamaya yer olmadığını düşünüyorum. Seda Arun / Özdemir Asaf’ın vârisi
Antoloji.com’da tesadüfen babamın şiirlerine rastladım. Fakat yanlışlarla doluydu. İrtibata geçip şiirlerin doğru şekilleriyle kullanılmasını sağladım. Gençler daha çok internet kullanıyor; birçok bilgiye ordan ulaşıyor. Yasaklamak yerine düzgün bir şekilde aktarılması daha doğru.


Yayınevleri ne diyor?


Çınar Yayınları / Aydın Ilgaz
Keşke buna uyulsa. Açıkçası, önce internet yasaları gelişmeli. Bunlar olmayınca Yapı Kredi ya da benzeri yayınevlerinin çabaları okyanusta bir damla mürekkep haline geliyor.

Yitik Ülke Yayınları / Kadir Aydemir
YKY’nin, böyle bir yasakçılığa gitmesi akla hayale sığmıyor. Bizler bağımsız şiir yayıncılığı yapıyoruz. Sanılanın aksine, internet sitelerinde şiirlerin yayımlanmasının durdurulması kitap satışlarına doğrudan bir etki etmeyecektir. Şiire konan bu yasak, düşüncenin, edebiyatın ve özgür paylaşımın da önüne çekilmiş bir settir.

Komşu Yayınları / Enver Ercan
YKY’nin böyle bir karar almaya hakkı vardır. Zaten kitapların içinde “Yazılı izin olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz” diye yazar. Ve bu bir yasal uyarıdır. Antoloji, inceleme, araştırma kitabı hazırlayanlar bu kurala uyarken, durum internet ortamındaki şiir siteleri için niye farklı olsun? İnternet hukukunun bir an önce yerli yerine oturması ve kurallar getirilmesi gerektiğine inanıyorum.


Kaynak: milliyet
 
posted by süreyya at 5:17 PM ¤ Permalink ¤ 1 comments
NHKM'nin Deklarasyonu

Hayır, yeni bir yasak koyamayacaksınız Nazım’a...

Yıllarca hapiste tutulan, vatandaşlıktan çıkarılan, şiirlerine ardı ardına yasaklar getirilen Nazım’ı yeniden yasaklamaya çalışmanıza şaşırmadık. Çünkü o, bu topraklar ve bu topraktakiler için yazdı. Beraber yaşadığı yoksul halkı, yine o halkın okuması için şiirine taşıdı. Bu yüzden Nazım’ın serbestçe okunmasının önüne geçmek onu yasaklamaktır. Ama hayır, yeni bir yasak koyamayacaksınız...

Nazım Hikmet’in ömrü boyunca savaştığı düzenin en temel kurumlarından biri tarafından yayımlanması ve aynı kurum tarafından internet üzerinden yayımlanmasına yasak getirilmesi, Nazım’ın iradesini yok saymaktır...

İster Nazım Hikmet üzerinden kâr edilmesi amaçlansın, ister kurumun çirkinliği Nazım Hikmet adıyla örtülmeye çalışılsın, ister şiirlerin önüne set çekilmek istensin; YKY, Nazım’a yakışmıyor.

YKY, Nazım Hikmet üzerinde hak iddia ederken, telif haklarını gerekçe gösteriyor. Telif hakları yazarın yaşaması, yazması ve yazdıklarının okunabilmesi için elindeki tek haktır belki. Ama üzerinden rant elde edemeyeceği hiçbir yazara yaşam hakkı vermeyen bu düzenin ve YKY’nin, yazar hakları adı altında onları sansürleme girişimi, edebiyat adına utanç vericidir.

Telif hakları konusu ayrıntı ile tartışılarak, yazar hakları sonuna kadar savunulmalıdır.

Her tür alıntıda, internetten, bildirilerde veya kitaplarda Nazım şiirlerinin hatasız ve özenle yayımlanmasını sağlamak çok önemlidir ve asla sansür gerekçesi olamaz.

Nazım Hikmet’in mirası konusu tartışmalıdır ve Nazım’ın vasiyeti yerine getirilmelidir.

Nazım Hikmet’in şiirleri, hiç kimsenin tekelinde olmadığı gibi halkındır. Şiirlerini basacak yayınevi, şiirleri milyonlara ulaştırmaya çalışmalıdır. Onun üzerinden imajını cilalamaya, kâr elde etmeye ya da Nazım’ın sesini kısmaya niyetlenmez.

Ve Nazım Hikmet, YKY’nin eline ve insafına bırakılamaz.


Nazım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM)


 
posted by süreyya at 4:46 PM ¤ Permalink ¤ 1 comments
YKY’den “internette şiir” açıklaması
Yapı Kredi Yayınları (YKY) yayın haklarına sahip olduğu şair ve yazarların eserlerinin, edebi niteliği olmayan ‘daha çok ticari amaçlı kurulmuş’ internet sitelerinde kullanılmasını engelledi.


“Şiir” diye Google’a girdiğinizde 12 milyona yakın site girişi bulunan internette şiir yayınlayan sitelerdeki genel durum şöyle:

Şiir yayınlayanların biri hariç hepsinde reklam var. Hepsi de apaçık reklamlardan para kazanan ticari siteler. YKY’nin şairlerinin şiirlerini izinsiz ve (tabii ticari oldukları için de) telif haklarını ödemeden yayımlayan sitelerdeki reklamların içinde arkadaş, sevgili, partner bulanların reklamları, bilgisayar oyunları reklamları, cep telefonu resimleri, cep telefonu melodileri reklamları bazen ekranı kaplayabiliyor. Tabii yasadışı kaydedilmiş MP3 müzik dağıtan site reklamları, video satış, hediye siteleri reklamları da. Sitelerde rüya yorumları, günlük fallar bölümleri de var... Bu sitelerin çoğunun aşk mektupları, burç, eğlence, forum, arkadaşlık, hatta canlı sohbet bölümleri de var. Böyle bir sitenin şiir adı altında para kazanmak için yapılmış bir site olduğunu kimse inkâr edemeyecektir.

Bir Nâzım Hikmet şiirinin yanında bir fıkra sitesinin, bir yemek pişirme sitesinin reklamları yer alabiliyor. Bir Nâzım Hikmet şiirinin tepesinde “sefkili” arayanlara arkadaş bulan sitenin ilanını da bulabilirsiniz. Bir başka sitede ise “Açların Gözbebekleri” şiirinin yanında, alay edermişçesine 925 ayar gümüş kolye ve orijinal Versace saat reklamlarını görüyorsunuz. Aynı sayfada, İslamiyet sitesinin tavsiye edildiğini de öğreniyorsunuz. (Bazı siteler ise daha çok reklam almak uğruna, aynı siteyi farklı adlar ve tasarımlarla tekrar eden yerler.)

Bazı sitelere, dilediginiz şairin adıyla giriş yapabiliyor ve kendi şiirlerinizi o ünlü ad yazmış gibi yazabiliyorsunuz da... Bu yüzden, bir sitenin 16 bine yakın şairden 300 bine yakın şiiri var. (Türkiye’de önde gelen şairlerin kitaplarının 1000 basıldığını düşünürsek, bu şiir meraklılarının şiir kitabı okumadığı da ortada.)

Şiirlerin kırpılmış, eksik, yanlış hatta uyduruk olup olmadıklarını denetleyecek bir yer yok. Üstelik bir sitenin yaptığı uydurma, (genellikle şiirler birbirlerinden kopyalandığından, ilk yapanın emeğini yağmalamak artık bir internet geleneği olduğundan) sonsuz kere tekrarlanabiliyor.

1. Şiirler şairlerden ve mirasçılardan en ufak bir izin alınmadan ve sanat eserleri bazen değiştirilerek çoğaltılmaktadır. Bu ahlaki bir zafiyettir. Kesinlikle önlenmesi gerekir.

2. Sitelerde ticari bir meta haline getirilen şiirler için şairlere ve vârislerine bir kuruş ödenmemektedir. Bu ticari bir suçtur.

3. Şairler bazen kitap halindeki antolojilere bile girerken kimlerle birlikte olacakları konularında titiz insanlardır. Durum böyle iken, önde gelen şairlerimizi 16 bin şairden biri yapmak ve sağlarına sollarına, üstlerine altlarına hak etmedikleri reklamları koymak, en hafif deyimle bu şairlere hakarettir.

4. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, bu şairlerimizi anlaşmalarla sadece geçici olarak temsil etmektedir. Bu yüzden siteler üzerindeki bütün yaptırımları sadece temsilci sıfatıyla ve vârislerin dileğiyle yapmaktadır.

5. Gerçek şiirseverlerin ve telif hakları YKY’de olan ya da olmayan şairlerimizin, internet özgürlüğü adı altında maddi ve manevi hakları ayaklar altına alınan değerli şairlerimize yapılanlar konusunda bizimle olduklarını bildiren mesajları ise ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor.

Raşit Çavaş
YKY Genel Yayın Yönetmeni
 
posted by süreyya at 2:54 AM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 16, 2007
Gitme Baba / Ahmet GÜNBAŞ
Bozdurduğum sevinçleri çoktan harcadım
dağıtıp geçtim arka sokaklarda
Geceyle söyleştim zencileşti terim
Dizinin dibinden kalkan gemilerim
vuruldu menzilinde adım adım
Şaşırdım kan sağanağı sorularda
Gitme baba

Sensizsem bir istasyonda gezinirim
Vagonlar bekar odaları gibi sürüklenir
İzin ver kalayım üç numara tıraşımla
Düşlerim rengarenk olmayabilir
Bil ki hâlâ reşit değilim acılara
Akşamı geciktiren oyunlar bul bana
Gitme baba

Dilersen bir kenti birlikte yürüyelim
derbeder gençliğimizle çıkalım yola
Kuyruğunu uzun tut uçurtmaların
Karanfil zamanı ilişsin yakamıza
Günleri çocuk sesleriyle bezeyelim
Duruşun yakışmıyor bayram sabahına
Gitme baba

Yağmurum kirlendi güneşim darda
Artık kırabilirim içimin camlarını
bir isyan günlüğüyle yaklaşıp hayata
Çığlık çığlığa çökse de merdivenlerim
Soyunup etimden derviş sabrını
örterim incinmiş yorgunluğuna
Gidersen baba

(Kavram-Karmaşa, 2000)
 
posted by süreyya at 7:34 PM ¤ Permalink ¤ 1 comments
BIR KADIN TANIDIM / Theodore Roethke
Bir kadın tanıdım, hoştu kemiklerinde,
Küçük kuşlar içlerini çektiklerinde, o onlara içini geri çekerdi;
Ah, kımıldadığında, kımıldardı birden fazla yönlerde:
Işıldayan bir kabın kapsayacağı şekillerde!
Seçtiği erdemlerden onun yalnız tanrılar söz etmeli,
Ya da İngiliz ozanlar büyümüş olan Yunanistan’da
(Onlara şarkı söyletmek zorunda kalırdım koroda, yanak yanağa.)

Ne kadar iyiye doğru gitti onun arzu ettikleri! Okşadı çenemi,
Bana Dönmeyi ve Karşıya-dönmeyi, ve ayakta durmayı öğretti;
Bana Dokunmayı öğretti, o titrek beyaz deri:
Azar azar ısırdım uysalca onun elinden ikram ettiği;
O bir oraktı; Ben, zavallı Ben, tırmık,
Onun güzel hatırı için gerisinden gelerek
(Fakat biz ne harikulade bir biçme yaptık.)

Aşk sever bir erkek kazın bakışını, ve bayılır bir kaza:
Onun olgun dudakları büzüldü yanlış notayı yakalamaya;
Onu çabucak salladı, onu hafif ve başıboş salladı;
Benim gözlerim, kamaştılar görerek onun akıcı dizlerini;
Onun çeşitli parçaları kusursuz bir yatışı birarada tutabilirdi,
Ya da titreyen bir kalçayı yer değiştirebilen bir burunla
(O parallel dairelerde hareket etti, ve o paralel daireler hareket etti.)

Bırakınız çimen olsun tohum, ve çimen dönsün samana:
Ben şehit edildim kendime ait olmayan bir kımıldamaya;
Özgürlük ne işe yarar? Ölümsüzlüğü tanımaya.
Yemin ederim o taş kadar beyaz bir gölge bıraktı.
Fakat ölümsüzlüğü kim günlerle sayabilirdi?
Bu yaşlı kemikler yaşarlar öğrenmek için onun kaprisli gidişlerini:
(Ben zamanı ölçerim bir vücudun nasıl sallandığıyla.)


Türkçeye çeviren: Vehbi Taşar



I KNEW A WOMAN
by Theodore Roethke (1908-1963)

I knew a woman, lovely in her bones,
When small birds sighed, she would sigh back at them;
Ah, when she moved, she moved more ways than one:
The shapes a bright container can contain!
Of her choice virtues only gods should speak,
Or English poets who grew up on Greek
(I'd have them sing in chorus, cheek to cheek.)

How well her wishes went! She stroked my chin,
She taught me Turn, and Counter-turn, and stand;
She taught me Touch, that undulant white skin:
I nibbled meekly from her proffered hand;
She was the sickle; I, poor I, the rake,
Coming behind her for her pretty sake
(But what prodigious mowing did we make.)

Love likes a gander, and adores a goose:
Her full lips pursed, the errant note to seize;
She played it quick, she played it light and loose;
My eyes, they dazzled at her flowing knees;
Her several parts could keep a pure repose,
Or one hip quiver with a mobile nose
(She moved in circles, and those circles moved.)

Let seed be grass, and grass turn into hay:
I'm martyr to a motion not my own;
What's freedom for? To know eternity.
I swear she cast a shadow white as stone.
But who would count eternity in days?
These old bones live to learn her wanton ways:
(I measure time by how a body sways.)
 
posted by süreyya at 5:54 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Sol Funaroff
 
posted by süreyya at 5:36 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Tanrıdan çok uzak / Ana Castillo

Meksikalı yazar ANA CASTİLLO, aşağılanan, ezilen, fakir kadınların seslerini duyuruyor.

Cinsiyet, sınıf ayrımı ve ırkçılığa karşı çıkan Chicana edebiyatının en önemli savunucusu Castillo'nun Türkçede ilk kitabı çıktı. Çitlembik Yayınları'ndan çıkan 'Tanrıdan Çok Uzak' adlı kitapta, bastırılmış kadınlar anlatılıyor. Feminist yazarın romanında anlattığı kadınlar arasında, babaannesi ve kız kardeşi de bulunuyor. Castillo, önümüzdeki yıl yayımlanmak üzere erkekleri ve cinselliklerini anlatan bir roman hazırladığını söylüyor.

Tanrıdan Çok Uzak, esasen Sofia adında bir kadın ve onun dört ayrı acayip kadere sahip kızlarının hikâyesini anlatıyor. Tembellik eden babalar, evlilikten korkan sevgililer, büyülü kadınlar arasında, bir Meksika'da, bir Amerika'da geziniyor Sofia kitap boyunca. Bir gülüyor, bir üzülüyor olanlara...
'Tanrıdan Çok Uzak'ta, bütün 'bastırılmış' kadınların kaderi duruyor aslında. Ana Castillo, Latin kökleriyle Meksika-Amerika arasındaki Chicago'yu anlatıyor belki. İspanyol kültürünün etkisiyle gelişmiş, şiir kokan Chicana tarzından kendince öyküler, şiirler ve romanlar yaratıyor. 'Tanrıdan Çok Uzak', okuyanı gerçekten de uzaklara bir yere götürüp bırakıyor kısaca. Geri dönüp dönmemek sizin elinizde. Gidip gitmemek de...
 
posted by süreyya at 5:04 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 15, 2007
Mavi Gözlü Dev
Türk şiirinin en büyük ozanlarından Nâzım Hikmet, 105 yaşında. Nâzım’ın doğum günü çeşitli etkinliklerle kutlanacak.
Fotoğraf: Lütfi Özkök [1959 - Stockholm]

Yaşamak şakaya gelmez / büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın / bir sincap gibi meselâ / yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey / beklemeden / yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.


Dizelerindeki gibi doğduğu şehre ve ülkesi Türkiye’ye geri dönemeyen, ‘hasretleri ezbere sayan’ Nazım Hikmet, bugün 105 yaşında. Nazım Hikmet, 15 Ocak 1902’de Selanik’te doğmuştu.

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayan yıldızların adını
ben hasretlerin
...




Nâzım Hikmet’in ‘Otobiyografi’si


3 Haziran 1963’te Moskova’daki evinde kalp krizi geçirerek ‘güzelim dünya’ya elveda, kainata ‘merhaba’ diyen Nâzım, Moskova Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir törenle Novodeviçiy Mezarlığı’na gömülmüştü.

YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.


(Nazım Hikmet, 1947)


ETKİNLİKLER
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi ve Sanat Cephesi Çağdaş Türk Şiirinin büyük ozanı Nâzım’ın doğum günü için çeşitli etkinlikler düzenledi. Etkinlikler, 15 Ocak’ta Ses Tiyatrosu’ndaki okuma tiyatrosu ile başlayıp, 19 Ocak akşamı Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde sona erecek.



“105 Yaşındaki Nâzım’ı Selamlıyoruz!”


ETKİNLİK PROGRAMI:
15 Ocak Pazartesi
20:00 - Ses Tiyatrosu
YALANCI TANIK (Okuma Tiyatrosu)
Yazan: Nâzım Hikmet
Çeviren: Ataol Behramoğlu
Yöneten: Yılmaz Onay
Işık: Yüksel Aymaz
Müzik: Ömer Özgeç
Y. Asistanı: Serpil Koçgiri
Oyuncular: Köksal Engür, Cezmi Baskın, Levent Ülgen, Gülsen Tuncer, Mine Tugay, Doğa Rutkay, Eser Ali, Özlem Saraç, Nevzat Sus, Renan Bilek, Mehmet Esatoğlu, Metin Coşkun, Orhan Aydın.

16 Ocak Salı
20:00- Nâzım Hikmet Kültür Merkezi - Ruhi Su Salonu
NÂZIM KÜBA’DA (Belgesel)
Küba Dostluk Derneği ve NHKM Sinema Atölyesi Ortak Etkinliği
Yönetmen: Çağrı Kınıkoğlu ve Gloria Robanda
Sure: 45 dk.

17 Ocak Çarşamba
19:30 - Nâzım Hikmet Kültür Merkezi - Ruhi Su Salonu
MANZARALAR (Oyun)
Yöneten: Orhan Aydın
Oynayanlar: Tiyatro Simurg, Değişim Atölyesi Oyuncuları, NHKM Tuncer Necmioğlu Atölyesi Oyuncuları
20:30 - Nâzım Hikmet Kültür Merkezi - Ruhi Su Salonu
KOMÜNİST NÂZIM (Panel)
Yurtsever Cephe ve NHKM Ortak Etkinliği
Katılımcılar: Rasih Nuri İleri, Emin Karaca, Mehmet Kuzulugil, Yılmaz Onay, Bilal Kayabay.

18 Ocak Perşembe
19:30 - Nâzım Hikmet Kültür Merkezi - Ruhi Su Salonu
GALİNA’NIN NÂZIM’I (Görsel Anlatı)
Sunum: Dursun Özden
20:30 - Nâzım Hikmet Kültür Merkezi - Ruhi Su Salonu
EDEBİYATÇILAR NÂZIM’I ANLATIYOR
NHKM Edebiyat Topluluğu Etkinliği
Katılımcılar: Kemal Özer, Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu, Bedrettin Aykın, Sezai Sarıoğlu, Mustafa Koz, Derya Önder, Cengiz Kilcer, Berrin Taş, Onur Caymaz, Gonca Özmen, Efe Duyan.

19 Ocak Cuma
20:00 - Nâzım Hikmet Kültür Merkezi - Ruhi Su Salonu
NÂZIM İÇİN ŞARKILAR (Dinleti)
Katılımcılar: Emin İgüs, Mert Özgeç ve NHKM Müzisyenler Atolyesi
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR (Şiirler / ŞARKILAR)
Yöneten: Orhan Aydın
Görseller: İrfan Ertel
Işık: Yüksel Aymaz
Oyuncular: Metin Coşkun, Orhan Aydın, Renan Bilek, Bilgesu Ataman

16-30 Ocak 2007
ÇİZGİLERLE NÂZIM (Sergi)
Nâzım Hikmet Kültür Merkezi
Osmanağa Mah. Ali Suavi Sok. (Sanatçılar Sokağı) No: 7
Bahariye-Kadıköy / İstanbul
Tel.: 0216 414 22 39

e-posta: info@nazimhikmetkulturmerkezi.org
www.nazimhikmetkulturmerkezi.org


VAKFIN ETKİNLİKLERİ
Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, 30 Ocak 2007 günü Akatlar Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde Beşiktaş Belediyesi ile birlikte düzenlenecek “Nåzım Aramızda” adlı Fazıl Say Konserine, Genco Erkal, Zuhal Olcay ve Güvenç Dağüstün konuk sanatçı olarak katılacak. Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, ozanımızın 105. doğum yılında iki önemli yayın etkinliği gerçekleştirdi.


Nâzım Hikmet’in doğumundan son yıllarına dek bütün yaşamını yansıtan 314 fotoğrafın yer aldığı “Fotoğraflarla Nâzım Hikmet” adlı albümde, ozanın yaşamı üstüne bilgiler ve fotoğraflar yer alıyor. Türkiye’de ve dünyada Nâzım Hikmet için yazılmış şiirlerin bir araya getirildiği “Mavi Gözlü Arkadaşım” adlı kitapta ise 54 Türk şairi ile 27 yabancı şairden toplam 107 şiir yer alıyor.


Kapak fotoğrafı: Lütfi Özkök [1959 - Stockholm]


kaynak: NTV-MSNBC

 
posted by süreyya at 5:48 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Nâzım Hikmet 105 yaşında
Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri, bu akşam (15 Ocak 2007 Pazartesi) gerçekleştirilecek olan “Nâzım Hikmet 105 Yaşında Şiir Resitali” ile sürüyor.

Zeliha Berksoy’un yönettiği, adını Nâzım Hikmet’in ünlü dizesinden alan “Güneş, toprak ve ben bahtiyarım” başlıklı etkinliğe Türk Tiyatrosu’nun önde gelen isimleri, ustadan okuyacakları şiirlerle katılıyorlar.

Kültür, sanat, edebiyat ve düşün dünyasındaki usta isimlerin çalıştıkları alanlara damga vuran çeşitli yönleriyle izleyiciyi ile buluştuğu gecelerin yirmi ikincisi saat 19.00’da Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi).

Faruk Şüyün’ün hazırladığı geceye Derya Alabora, Rutkay Aziz, Zeliha Berksoy, Cemil Büyükdöğerli, Devin Özgür Çınar, Levent Dönmez, Halit Ergenç, Zafer Ergin, Timuçin Esen, Deniz Gökçer, Ayşe Lebriz, Levent Öktem, Bilge Şen, Atilla Şendil, Serpil Tamur, Merih Tongön, Almıla Uluer ve Bülent EminYarar Nâzım Hikmet’ten şiir yorumlarıyla katılacaklar.

Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu’nun “Nâzım Hikmet 105 Yaşında” etkinlikleri 4 gün boyunca sürecek.


Bilgi için:
Faruk Şüyün: 0 533 468 30 63

Melih Cevdet Anday Sahnesi
Zeytinoğlu Caddesi (Akmerkez’in karşısındaki cadde)
No: 8 Etiler
0 212 351 93 84
 
posted by süreyya at 5:45 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 13, 2007
2006'da edebiyatta neler oldu? - Refik Durbaş

Orhan Pamuk'un Nobel kazanması 2006'nın en unutulmaz edebiyat olaylarının başında geliyor. Tahsin Yücel'in Gökdelen'i, Latife Tekin'in Muinar'ı da çok konuşulan kitaplar arasında.

2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nün tarihinde ilk kez bir Türk yazara, Orhan Pamuk'a verilmesiyle edebiyat tarihimizde özel bir yer tutacak. Ancak edebiyat alanının son yıllarda giderek artan sorunlarının büyüdüğü bir yıl olarak da anılacak. Özellikle de yayıncılığın edebiyatla ilişkili bir alan olmaktan giderek uzaklaşarak yalnızca çok satışlı popüler kitapların basıldığı ticari bir alana dönüşmesi, kültür hayatımız için son derece olumsuz bir gelişme. Edebiyat ürünleri, özellikle de şiir, deneme, eleştiri, tiyatro gibi türler yayıncıların görmek istemedikleri alanlara dönüştü. Büyük şairler yetiştiren çağdaş şiirimiz sanki hiç yokmuş, varolmamış duruma düşürüldü. Yeni kuşak şairlerin bu birikimin çok uzağında varolma çabaları ise bir yere varamıyor. Yıl içinde Ataol Behramoğlu, önce Cumhuriyet gazetesinde sonra da Varlık dergisinin ekim sayısında kendisiyle yapılan konuşmada, şiirimizin bugünkü sorunlarına ilişkin acı ve çarpıcı saptamalarda bulundu. Yıl içinde okuduğum kitaplar içinde, roman alanında Tahsin Yücel'in Gökdelen'i, (Can Yayınları) yaşadığımız tüketim dünyasının olası sonuçlarını gözler önüne seren trajikomik anlatımıyla geleceğe yakılan bir ağıt olarak başköşeyi tutuyor. Hasan Ali Toptaş'ın Uykuların Doğusu (Doğan Kitap) da bu önemli yazarımızın dil ve anlatım tadına değer verenler için önemli bir roman. Latife Tekin'in Muinar'ı (Everest Yayınları), yarattığı dünyalarla her zaman ilgi çeken yazarın, yeni ve çarpıcı bir romanı olarak etkilerini gelecek yıla da taşıyacak. Aziz Nesin'in ölümünün 10. yılında yayımlanan Birlikte Yaşadıklarım, Birlikte Öldüklerim (Nesin Yayınları), bu önemli yazarımızın dostları, kendi ve hayat üzerine düşüncelerini, içdökmelerini getirmesiyle okunmaya, üzerinde düşünmeye değer kitaplardan biri oldu. Kaan Arslanoğlu'nun Memleketimden Karakter Manzaraları (İthaki Yayınları) kültür hayatımız ve aydınlar üzerine getirdiği çarpıcı, uyarıcı tezler ve düşüncelerle herkesin okuması, üzerinde düşünmesi gereken bir yapıt. Bu yıl yayın hayatına başlayan Yordam Yayınları'nın Fahri Erdinç, Reşat Enis gibi edebiyatımızın eski kuşak yazarlarını günümüz okurlarına ulaştırma çabası önemli bir girişim olarak göründü. Şiir alanında verimsiz bir yılın söz edilmeye değer kitaplarından biri, Roni Margulies'in yılın son günlerinde yayımlanan TK 1980 (Yapı Kredi Yayınları) adlı kitabıydı. Çeviri edebiyat alanında John Berger'in Buluştuğumuz Yer Burası (Metis Yayınları), günümüz dünyasında bireyin ve toplumun çeşitli katmanlardaki acıve mutluluklarını dillendiren olağanüstü anlatımı; öykü, anı, gezi gibi türlerin bir arada harmanlanarak yepyeni anlatım biçimlerine ulaşmasıyla yılın öne çıkan kitaplarından biriydi. 2006, edebiyat dergiciliği alanında da yeni girişimlerin görüldüğü bir yıl oldu. Mayıs ayında yayına başlayan Sözcükler dergisi, edebiyatın temel değerlerini öne çıkarma çabasıyla dikkat çekti. Aralık ayında yayına başlayan Notos Öykü ise ülkemizin öykü alanındaki birikimini kapsayıcı, değerlendirici bir dergi olarak önemini koruyacağını belli etti.



kaynak: sabah

 
posted by süreyya at 5:50 AM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 11, 2007
İran’da Orhan Pamuk gecesi
İran’ın başkenti Tahran’da, 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk onuruna gece düzenlendi. Pamuk için, “Ünü Türkiye sınırlarını aşan Türk yazar” denildi.

Doğu edebiyatı üzerinde çalışan ve Tahran'da yaşayan İngiliz eleştirmen Christopher de Bellaigue, Türkiye ve İstanbul'un tarihine değindi ve İstanbul'un Orhan Pamuk için çok önemli olduğunu vurguladı.

İran Sanatçılar Evi, Buhara Dergisi ve Orhan Pamuk’un Farsça’ya çevrilen kitaplarını yayınlayan Gognus Yayınevi’nce düzenlenen geceye, Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Gürcan Türkoğlu, İranlı yazarlar, sanatçılar ve edebiyatseverler katıldı.

Yazarın özgeçmişinin okunmasıyla başlayan gecede Buhara Dergisi Editörü Ali Dehbaşi, Orhan Pamuk’u “ünü Türkiye sınırlarını aşan Türk yazar” olarak nitelendirdi.

Büyükelçi Türkoğlu da yaptığı konuşmada, Türkiye ve İran halkları arasında çok derin kültürel bağlar bulunduğunu, bu bağların çağın koşullarında yeniden canlandırılmasının iki toplumun ve evrensel kültürü yararına olacağını dile getirdi.



Yalnızca Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi olarak değil, Orhan Pamuk’un eski bir okuru olarak da konuşacağını ifade eden Türkoğlu, şunları söyledi:
“Orhan Pamuk, ilk romanını 1980’lerin başında yayınlamış, ben de genç bir okuyucu olarak bu romanı heyecanla okumuştum. O zamandan beri Pamuk’un yazarlık kariyerini dikkatle izliyorum. Kendisini tamamen edebiyata vakfetmiş olmasına, edebiyatı son derece ciddiye almasına saygı duyuyorum. Romanlarını bir kuyumcu gibi sabır ve titizlikle yazdı. Bir simyacı gibi arayış peşinde oldu. Bir kaşif gibi meraklı ve cesur oldu. Bütün büyük sanatçılar gibi, gerek kendi ulusal kültürünün, gerekse evrensel kültürün çok değişik kaynaklarından beslendi. Bu kaynaklar arasında, İran kültür ve edebiyatının bazı unsurlarının da olduğunu biliyorum.”

Pamuk’un, Doğu kültüründen beslenen bir yazar olarak Batılı okuyucuya, Batı edebiyatı formlarını kullanarak da Doğulu okuyucuya başarıyla hitap ettiğini ifade eden Türkoğlu, şunları kaydetti:
“İnsanı temel alan bir edebiyatın ve kültürel geleneğin, insanı ve edebiyatı meta gibi gören akımların ağır saldırısı altında olduğu bir dönemde Pamuk, edebiyata her milletten genç kuşaklar nezdinde sade bir soluk, zemin ve saygınlık kazandırmıştır. Genellikle daha ileri yaştaki yazarlara ödül veren Nobel komitesinin, bu yıl şaşırtıcı biçimde henüz yazarlık kariyerinin ortasında olan Pamuk’u seçmesinde sanıyorum bu özelliği de rol oynamıştır.”



Doğu edebiyatı üzerinde çalışan ve Tahran’da yaşayan İngiliz eleştirmen Christopher de Bellaigue de, Türkiye ve İstanbul’un tarihine değindi ve İstanbul’un Orhan Pamuk için çok önemli olduğunu vurguladı.

“PAMUK’UN İSTANBUL’U İLE BİZİM GÖRDÜĞÜMÜZ FARKLI”
Orhan Pamuk’un, kitaplarında İstanbul’a karşı olan duygularını anlattığını ifade eden de Bellaigue, “Pamuk’un İstanbul’u ile bizim gördüğümüz İstanbul farklı. Biz İstanbul’da Sultanahmet Camii veya diğer kültürel mekanların peşindeyiz, bunlar bize zevk veriyor. Pamuk’un İstanbul’u ise tarih ve gizem dolu bir mekandır” diye konuştu.

“KİTAPLARINI OKUMAK, KIRIK BİR AYNAYA BAKMAK GİBİ”
“Orhan Pamuk’un kitaplarını okumak, kırık bir aynaya bakmak gibi. İnsanın neyi gördüğü belli değil” diyen de Bellaigue, Pamuk’un, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık bir edebiyatçı olduğunu, ödülün siyasal amaçla verildiği düşüncesine katılmadığını söyledi.

İranlı ünlü yazar Rıza Seyyid Hüseyni de, Pamuk’un edebi kişiliğini, etkilendiği yazarları ve “Türk ve dünya edebiyatına katkısını” anlattı.

“ÖDÜLÜ YAŞAR KEMAL’İN ALMASINI ÇOK İSTERDİM”
Türk edebiyatının İran’da, İran edebiyatının Türkiye’de olduğundan daha fazla tanındığını ifade eden Hüseyni, kendisinin Nâzım Hikmet ve Yaşar Kemal’in eserlerini yakından izlediğini ifade etti ve “Bu ödülü Yaşar Kemal’in almasını çok isterdim” dedi.

Pamuk'un kitaplarını Farsça'ya çeviren Ersalan Fasihi.

Hüseyni, Pamuk’un da bu ödülü hakettiğini, yazarın özellikle “Benim Adım Kırmızı” kitabını “olağanüstü” bulduğunu kaydetti.

Orhan Pamuk’un, “Yeni Hayat” ve “Beyaz Kale” kitaplarını Farsça’ya çeviren, “Benim Adım Kırmızı” kitabının çevirisini de sürdüren Ersalan Fasihi, yazarın Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken yaptığı “Babamın Bavulu” başlıklı konuşmayı okudu.

Gecede, Pamuk’un ödül alırken çekilen görüntüleri ilgiyle izlendi.


kaynak: ntvmsnbc
 
posted by süreyya at 1:54 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 10, 2007
Alkım Kitabevinden yeni bir dergi: K
K dergisi Ekim ayından bu yana haftalık olarak yayınlanmakta.
Son olarak 14.sayısıyla okurlarla buluşan dergi, çeşitli yazarlar üzerine biyografik çalışmalardan, yazar-şair incelemelerine kadar pek çok içerikle karşımıza çıkıyor.
Bir edebiyat dergisi değil kanısını taşıyanların aksine, şu an okurla buluşan dergiler içerisinde en iyi edebiyat dergilerinden biri olduğunu düşünüyorum. Yazılarını ve söylemini okur için esnek bırakan K dergisi, en çok yazar biyografileriyle albeni kazanıyor.
 
posted by süreyya at 3:48 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments
Ocak 09, 2007
Tiyatro Edebiyat mıdır? EDEBİYAT SÖYLEŞİSİ
18 Ocak 2007

Moderatör:
Cenk Gündoğdu
Konuşmacılar: Orhan Alkaya, Erbil Göktaş, Eren Aysan
Yer: Sermet Çifter Salonu, saat: 18.30

Tiyatro, insanlık tarihiyle birlikte hayatın içinde kendini oluşturan bir sanattır. Gece, ateşin çevresinde oturup av hayvanlarını çoğaltmayı ya da ertesi günkü avın iyi geçmesi için bir çeşit büyü yapmayı düşünen ve av hayvanlarını taklit ederek eğlenen ilk insanlarla başlar, tiyatro. Bugün tiyatronun güç kaynaklarını: Şiir, resim, müzik, heykel, fotoğraf, grafik; toplumbilim, ruhbilim, tarih, felsefe, halkbilim, göstergebilim; ışık, dekor, oyunculuk oluşturur.

Bu noktada tiyatronun edebiyat ve diğer sanat disiplinleriyle ilişkisini “metnin mi tiyatronun parçası, tiyatronun mu metnin parçası” olduğunu, konuklarımızla (yönetmen, akademisyen-eleştirmen ve dramaturg) tartışacağız… Tiyatro ve edebiyata dair bu ilginç söyleşiye tanık olmak için önemli bir fırsat.
 
posted by süreyya at 11:05 PM ¤ Permalink ¤ 0 comments