<
<Şubat 23, 2007
<Şairler kardeşleri Hrant Dink için ağlıyor/div>
<

Türkçenin 73 şairi, 19 Ocak günü sinsice, korkakça işlenen organize bir suikasta kurban edilen kardeşleri, cesur aydın, iyi gazeteci, mükemmel hayat arkadaşı, baba, dede ve Türkiye'nin iyi kalbi Hrant Dink'in ardından dizelerini buluşturdu. "Yetimler Ağıdı", kardeşliğin, eşitliğin, özgürlüğün övgüsü; susturulmaya karşı koyan Türkiye'nin, faşist katillerden korkup sinmeyen yurttaşların, tarihiyle yüzleşmekten çekinmeyen berrak zihinlerin kederli ve ama teslimiyetten son kertede uzak sesi, acı ile karılmış gür fısıltısıdır


yetimler ağıdı


bunu sana nasıl söylerim

hata benim günah benim suç benim

dünyalar içinde dünyalar sevgilim ateşten çıkardım baktım uzunca kendimdi bir de başımın üstünde yok bir ülke; kendimdi

dilim yola düştü pupa yelken pınarlarım yas içinde, heyhey

yüzümde kan kalmadı kuraklık can alıyor bir yandan, dan!

bir travmam var kenarı hareli yine hareli geçti yine zulüm beni

meydan başaklarım kanıyor uzun bir yürüyüşüm ben; bakın anlarsınız yol yorgunu gözlerimden şiircebimden beslenen tedirgin güvercin dayamış gagasını yavrusununkine

eyvah ki hrant, bir vakitte göğerçinleri yemlemiş ti, seninki!

kanı gördük okul dönüşünde ders kitaplarında

seslere karşı çok ilgiliyiz de ondan seslerden olur ölümümüz

sonra büsbütün çıkarız raydan, her vagon kendi cehennemine

kalbimiz doludizgin, kimse avutmasın içimizdeki tren düdüklerini

toprak insana gömülüyor, bodina da öldü sınırlar biraz daha kırmızı

bütün karakamuları alaşağı eden bir bun

bir bayraktın düştüğün yerde patikalar'm açtığı

bir kısrağın tayını emzirme sesiydi soluğun

şimdi çığgürlemesidir aşan zamanı

bembeyaz tırnaklarla kazdığı o görülmedik arkta

kan ve gözyaşının birbirine değmeyen ortaklığı

yattım yere bakıyorum toprağın hisli

eşitliğine

sular sınırları pasaportsuz geçer asıl azınlık yerkürenin kendisidir tek millet, gökyüzüdür ölürken yürekli

düşünüldüğünde

çan ve ezan arasına gerili mahyada acıyı dengeler yazı: ah-ya!

orda hrant, başı dumanlı ararat'ta ırağı bilmez bir yağız ada vardı oraya hrant ki, külü bile nemlendirir çorak dünyayı yine de her damlada ürperir yaşlı ararat

ne değişir hayatla karşılaşsan hemen yanında arkadaşın ölüme gülerek bakıyorsa

gözün arkada değildi, içerideydi a hrant! gözüm

içerdeydi ve sözcükler - ki onlardı ve öldüren idi

ürkekliğin ürperdi karardı boz güruhun yırtık tabanaltmdan kaçtı güvercin ruhun yaslandığım duvarın uğultusuydun beni sessizlikle açıklayan

hüznü giydiğin pabuçlarında bin ahhh! içini delmiş kuzeyli bir rüzgârın erguvan kalbine kuzu'layan bir güvercin beykoz iskelesinde karaya vuruyor göçebe

ağarmış bir gül var yakamda içimizdeki bahçelerden goncası

bir yağmur kenti ne kadar ıslatır?

- kanın insanı ıslattığı kadar ancak! neden ayakta ölür aylar?

- kim bilir!

ölümün yüzüne gülüyorsun bedenin kurşun geçirse de

kanamasın yaprakları güllerin üşüyen sular ırmakların tenine karışsın akımını vurdular sözcüklerden kurulu fırat'm

beyaz bere bile ağlar çamurun işine

iki damla göz yaşı düştü vurulunca sen pülümür'ün yaşsız kadınının gözlerinden

oysa küçük bir çocuktum ben de tren raylarında

bozuk para gibi ezilen, hiç gelmeyecek sandığım baba

duydu mu mersinli balıkçı cemal, yağmurun yağdığını

ölümsüzlük denizine sabaha karşı?

fazlasıyla geciktin, suyu dinle, aynayla ödeş, toprağa dokun

buluşmayı bil kemik fırtınasında;

sancınla yüzleş

şeytan tiryakilerinin sivilcelerindeki irin, ey! kulak zarımı kanatan antik öfke topla köpek dişlerini, düşlerini çektir ve

git!

ölüm saklar ölümsüzlüğü yaşamın bildik

türküsünde; hrant dink'i de

zehrini yağmalar karanlık sis peçesine çakılı çöller

affet!yoksulduk, ezilmiştik; aval aval seyrettik mülk talan kavgasını

kan revan içinde söktüğümüz hayatlar, sözde şanlar sundu bizlere

korkumuz kutsaldı gölgemizden, gönüllü kurşun olduk düş kırımında

sesimizi linç tutup, kazıdık vicdanı, altın ve gümüş kakmalı hançerlerle

bu kez çatlak bulunca suyunu, yasaklandı ikinci emre kadar dökmek zehirli kanı

ne cehennemi ne cenneti gurbeti de sılası da içindedir insanın ömrümüzün biriktirdiği onca kavram ve sözcük

şimdi işgal altında

son pankart sokakta gerili birazdan polis kesip atacak

hepimizin ölümü en küçüğümüzün elinden olacak!

ah ile eyvah ile geçiyor zaman dönsek kardeşliğimizi kutsayacak ardı-mızdaki kan

vart'a gül demişler, ağlayan kim iki kalp, iki zehir, yüz yıllık birikim

bin dereden kanla dolmuş kuyuları hep ıslak

sen, ben, hrant... bu toprak püskürtüyor sevgimizi

artık kış çiğdemleriyle anacağız seni onlara kanınla, terin karıştı yüreğindeki tohumlar rüzgârlı sözcüklerle girecek türkülere

kırık bir zamanda uçan güvercin üzgün tutar ağzındaki zeytin dalını

sen dostumdun benim gülünce güneşler

açan

bulutlara rüzgâra asarım suretini her

akşam

her akşam bir mektup yazarım ararat kadar unutmadım bırakıp giderken söylediğin

sözleri

günler mi ağdı, ah, sular mı boğuldu sisten kapılar mı var şehrin gözlerinde

göğüslerinin arasını şiirlerle süsledim hayatın

aranızdan geçerken incinmeler düştü payıma

güvercin kapaklandığında, yüzüm albatros ve yağmur

borandır, bahardır, uzar sakallarım çıtırtılarla mavi

kuşların sabahından geçelim hrant çiçek tozları havalansın göklerimizden

zalimin gecesi mazlumun gecesiyle birdir

ve daha uzundur zulme karar verenin gecesi

bu yüzden sesini düşürmüş kaldırımlar leylak

kırmızı, kanla gül arasında gidip gelirken kanı çekilmiş yaprak

ışık bilir vuracağı yüzü, konacağı kalbi güvercin, toprağın düşüne kanat

kimi ölülerin ayakkabısı delik ve sakalları saklanmış ertesi güne kimi silahlı çiçek taşır öldürdüğüne bayrağa sararlar gözsüz yüzünü çorabım dikerler suç kime

ak bir güvercin kanıyla çiziyor ölümünde ölümsüzlüğün resmini

canlar içinde bir can

kanlar içinde altı milyar insan!

ve onlar vurdukça sana, alışkanlıklarımız çözülüyordu böylelikle

küçümsediğimiz yollar açılıyordu önümüzde

güvercinlerin dudaklarmdaki sıcak rüya, korkularımızı dolduruyordu

dilini susarken anlıyordum, konuşurken birden kendimi bir kardeş çavlanmda bulurken

çatılara konan kırmızı güvercinin bıraktığı vedayı büyütüyordu gölgesi ansız çekilen bir ağaç gibi yıkılırdım

bir elim ötekini tutmasaydı

o ki bir fincan tuz istemişti yalnızca komşudan

şimdi tuzlu bir nehir akıyor kalan ömürler arasından

şimdi kim bu uzak diyen diyen bu yalan

bu burkulan ruhun üşüme siyle kardeşliğin

şu kurşun dökülmüş zaman

bir ölüm şiirine eklensin diye gövdesiyle yazmıştı son dizeyi

sürgüne okunmuş arguvan havası; ki kan

yüzünü acıya dönmüş duduk, ah! gas-paryan

unutulmuş; ötekinin cenneti değil miydi her insan

kim yırttı vicdanımızı, sevgimizi kim dü-ğümledi

kaç bin kerre öldük seni seni öyle sevdik, bağışla bizi

bu evleri borçlu olduğumuz taş ustaları yürüyecek, ani: hiçbir şey kalmadığında su inceliğiyle gülümseyen günahsız kan masum yüzünün görüntüsüdür dağılan

kan kabuğun altında fokurduyoryeniden usanmış acısını sokakta gezdirmekten

şairleri dinlemek lazım: kabuk, su, tir, nazbir nar ki kırılınca hikâyemiz olacak hadi ölümü tuzlayalım sonsuz deniz hrant'tan sonra kokmasın bari ülkemiz

aslında ne türk'üz, ne kürd'üz, ne ermeni'yiz

öyle bir "baba"mız var ki hrant, hepimiz yetimiz!


A.Hicri İZGÖREN, Adnan SATICI, Ahmet ADA, Ahmet GÜNBAŞ, Ahmet TELLİ, Ahmet UYSAL, Akif KURTULUŞ, Altay ÖKTEM, Altay Ömer ERDOĞAN, Arif DAMAR, Asuman SUSAM, Ataman AVDAN, Aydın ŞİMŞEK, Betül TARIMAN, Bilsen BAŞARAN, Bülent GÜLDAL, Celal SOYCAN, Cezmi ERSÖZ, Cihan OĞUZ, Dinçer SEZGİN, Fadıl ÖZTÜRK, Fergun ÖZELLİ, Fuat ÇİFTÇİ, Gonca ÖZMEN, Gülten AKIN, Gültekin EMRE, Halim ŞAFAK, Halim YAZICI, Haydar ERGÜLEN, Hayri K. YETİK, Hüseyin PEKER, Hüseyin YURTTAŞ, İlhan TÜLMAN, İlker İŞGÖREN, İ.Mert BAŞAT, Kadir AYDEMİR, K. İSKENDER, Mahmut TEMİZYÜREK, Mavisel YENER, Mehmet ATİLLA, Mehmet Can DOĞAN, M. Mahzun DOĞAN, M. Mazhar ALPHAN, M. Sadık KIRIMLI, Mehmet SARSMAZ, Mehmet Mümtaz TUZCU, Metin CENGİZ, Metin KAYGALAK, Mustafa ÖZTURANLI, Muzaffer KALE, Namık KUYUMCU, Nesimi ADAY, Nevzat ÇELİK, OğuzTÜMBAŞ, Olcay ÖZMEN, Onur AKYIL, Orhan ALKAYA, Özkan SATILMIŞ, Özlem SEZER, Pelin Batu, Rahmi EMEÇ, Salih BOLAT, Sedat ŞANVER, Selim TEMO, Sennur SEZER, Sina AKYOL, Tarık GÜNERSEL, Tuğrul KESKİN, Turgay GÖNENÇ, Veysel ÇOLAK, Yunus KORAY, Yücelay SAL, Zeynep UZUNBAY.

/div>
posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<Şubat 21, 2007
<
Bu sayıda :

İlhan Kemai ile söyleşi
Ahmet Ada 2006'da şiirin görünümü
Metin Cengiz Manifestolar üzerine
Veysi Erdoğan Şiiryazı Eskizleri
Ozan Öztepe Bir Albatros'un Düşler Defteri
Ahmet Günbaş ' Suyu Dinleyen Çöl'ün şiiri
Ahmet Tüzün Şiir üzerine iki kitap
Türkan Yeşilyurt Hüseyin Rahmi Gürpınar üzerine
Uluer Aydoğdu Entellektüeller...
Levent Can İlker İşgören'in kitabı üzerine
Berna Olgaç Perde

Şiirleriyle

Galip
Ahmet Ada
Serdar ünver
Hüseyin Alemdar
Çeviri: Nice Damar
Kemal Varol
İlhan Kemal
Alphan Akgül
Veysi Erdoğan
Volkan Odabaş
Mesut Aşkın
Ozan Öztepe
Emrah P.
Hülya Deniz Ünal
Fatih Karataş
Belgin Günay
Onur Aslan
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<
Kaknus, güzel ötüşlü kuş, dünyanın meşhuru,
Başıboş kalmıştır esen soğuk rüzgarlarla
Bir hazaran dalına tünemiştir bir başına
Çevresinde de onun, her dalın başında bir kuş...

Yüzlerce parçaya bölünmüş iniltilerin çırpılarıyla
Kayıp yuvalar çatıyor o.
Sisli bir dağ sırası gibi uzanan bulutlarda
Hayali bir binanın duvarını örüyor.
Güneşin, dalganın sırtına solgun vurduğu
Sahilin çakal ulumasıyla çınladığı
Ve köylünün, evini gizli bir ateş yakarak aydınlattığı bir zamandır
Göze kızıl gözüken bir alevcik
Gecenin iki gözünün altına bir çizgi çekmekte
Ve uzak noktalarda insanlar gidip gelmektedir...

O, o gizli ve nadir ses
Bu uzun gecede
Aydınlığın ve karanlığın belirsizleştirdiği nesneler arasından
En seçkin yuvaya doğru uçmakta
Ve önündeki aleve bakmaktadır...

Ne bir bitki vardır,
Ne güneşin hayasızca kavurduğu taşlar üzerinde bir esinti
Ne de bu yerde ve bu zamanda bir şey gönül çelicidir artık...
Hissediyor ki, umutları ateşli,
Ve sabahları aydınlık görünse de
Kuşların arzuları
Tıpkı kendisi gibi duman karasıdır.

Yaşamının, bütün öteki kuşlar gibi
Yemekle ve uyumakla geçecek olması duygusu
Tarifsiz bir acı veriyor ona.

O harika ötüşlü kuş
Bir zamanlar ateşin yücelttiği o mekanın
Şimdi nasıl da bir cehenneme dönüştüğüne
Keskin bakışlı gözlerini kırpıştırarak bakıyor.

Ve uçmaya elverişli bir tepenin üzerinden
Ansızın kanat çırpıyor.
Yüreğinin derinliklerinden
Geçip giden bütün öteki kuşların
Anlamını bile bilemeyecekleri
Acı bir feryat yükseliyor...
Sonra, içindeki acıdan sarhoş,
Atıyor kendini o görkemli ateşe.
Rüzgar mı şiddetle savuruyor ateşe bu kuşu?
Bedeninin küllerini biriktiriyor kuş!
Öyleyse yavruları
Onun küllerinden doğacak.

Farsça’dan çeviren: M. Bülent Kılıç

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<Şubat 17, 2007
<


























Sevgili Zafer Yalçınpınar'ın Livar isimli şiir kitabı Lotus Yayınlarından çıktı.

Ayrıntılı Bilgi İçin;

http://www.lotuskitap.com/yayinlar/livar.htm adresini ziyaret edebilirsiniz.

Lotus Yayınevi için;

Bayındır Sokak 27/3 Kızılay/Ankara
Tel: +90 (312) 431 27 50 Faks: (312) 431 27 12

Mektup Adresi: P.K 90 Maltepe (06572) ANKARA

E-posta: lotus@lotuskitap.com




Zafer Yalçınpınar için;

WEB: http://zaferyal.kuzeyyildizi.com

BLOG: http://zaferyal.kuzeyyildizi.com/blog

ve sonunda

“korkulardan korku beğen!” diyor bir yalnızlık eşek yükü

ama dağdaki sular gibi uyanıktım hep seni gördüm

ve “kendini öp” dedim

benim için

ben

im

in.

diyelim ki

batmakta olan bir teknenin suyunu alıyor bir sabırcı

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<Şubat 15, 2007
<

Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Ömrünü okumaya, yazmaya, düşünmeye adamış biri olarak ve bunca yıl savunduğum, arkasında durduğum yaşama ilkelerim gereği, çıkıp bir televizyon programının yasaklanması, kaldırılması talebinde bulunma hakkını kendimde görmüyorum.

Öte yandan ben ve benim gibilerin, yalnızca kendileri için değil, toplumun bütün kesimleri adına savunduğu demokratik hak ve değerlerin, yıllardır yalnızca muhafazakârlar, sağcılar, milliyetçiler lehine nasıl tek taraflı işlediği konusunda da yeterince bilgi, deneyim ve tanıklık sahibiyim. Haklarını savunduğumuz kişilerin, iş, bizim haklarımızı savunmaya gelince nasıl kaçıp saklandığını da biliyorum. Ama demokrasi anlayışımızı, başkalarının bize nasıl davranacağına göre belirlemeyiz. Biz sadece olması gerekeni yaparız.

***

Hakkında yeterince yazılıp çizildiğini düşündüğüm ve şu günlerde yayınına yeniden başlayan “Kurtlar Vadisi” dizisini burada çözümleyecek; yaslandığı karanlık değerleri; yücelttiği silah tapınmacılığını; beslendiği ve beslediği şiddet yanlısı, kıyıcı kültürü eleştirecek; bu ülkenin insanlarına, gençlerine, toplumsal yaşamına verdiği zararları sayıp dökecek değilim. İnsanların ruh ve akıl sağlığıyla en ilgili meslek grubu olan psikiyatrların, durumun vahametine dikkat çekme ihtiyacı duyarak dernekleri aracılığıyla bildiri yayınlamaları bile başlı başına bir alarmdır. Benzerine Türkiye tarihinde kaç kez rastladınız?

Kendilerine ve “niyetlerine” ne ad verirlerse versinler, “Kurtlar Vadisi” ekibinin, apaçık bir biçimde şoven milliyetçilik, ırkçılık yaptığını; hukukdışılığı savunduğunu; her çeşit çeteleşmeyi, mafyalaşmayı özendirdiğini; benzerine Hitler Almanyası, Mussolini İtalyasında rastlanabilecek bir süreçle kimlik arayışındaki gençlere, şiddet yanlısı rol modelleri önerdiğini düşünüyorum. Herkesi bu konuyla ilgili sayısız gazete, televizyon haberini; yapılan araştırma ve anket sonuçlarını hatırlayarak hafıza tazelemeye çağırıyorum.

Ülkenin her zamankinden daha fazla, ortak uzlaşma zeminine; farklılıklarımızı tanıma ve birlikte yaşama kabulüne; karşılıklı hoşgörü ve anlayışa ihtiyaç duyduğu bu dönemde, kamplaşmaları körükleyerek kandan kâr edenlerin çıkarlarına karşı, toplumsal dayanışmanın, barışın ve hukukun üstünlüğünün gözetilmesi gerektiğine inanıyorum.

***

Peki, bu durumda bizler, yani kandan kına yakmayanlar ne yapmalıyız?

Sivil itiraz haklarının her zamankinden çok daha etkin ve örgütlü biçimde kullanılması gereken bir dönemde olduğumuz kanısındayım. Madem liberal bir ekonomide yaşıyoruz ve madem bu ekonominin kuralları yaşama biçimimizi belirliyor; madem söz konusu olan bir televizyon dizisi ve madem televizyon dizileri varlık nedenlerini “reklamlara” borçlular, bu konudaki en etkin protesto biçiminin, tüketici haklarımızı kullanmak olduğunu düşünüyorum. İster doğrudan böyle diziler çekerek, ister bu dizilerin izlenme oranlarından gelir payı kaparak kandan kâr etmek isteyenlere verilebilecek en etkili yanıtlardan birinin bu olacağını sanıyorum. Bu konuda dikkati ve duyarlığı olan herkesi, “Kurtlar Vadisi” dizisine reklam veren her ürünü, her firmayı, her markayı yaygın ve örgütlü bir biçimde protesto etmeye; imza ve katılımlarla desteklenen etkili bir kampanya oluşturmaya çağırıyorum.

Akıtılan bunca kanı aklayacak deterjanların, katil eli yıkayacak sabunların henüz bulunmadığını unutmayalım. Bu karanlık kâra ortak olmayalım. Sesimizi ve varlığımızı duyurana kadar o marka yağları, yoğurtları, çikolataları, dondurmaları, bisküvileri yemeyelim; o marka sütleri, kolaları, meşrubatları içmeyelim; o marka tencere tavaları, kağıt mendilleri, bebek bezlerini almayalım; o marka çarşaf nevresim takımlarında yatmayalım; o marka mobilyalarda oturmayalım; o telefonlarla konuşmayalım; paralarımızı o bankalardan geri çekelim; bunları yaparken en etkin biçimde herkese duyuralım. Bu kampanyanın başarılı olmasını, birkaç kişinin kişisel ahlakına, vicdanına bırakmayalım; takipçisi olalım, sivil itiraz grupları oluşturarak gelişmelerden sürekli herkesi haberdar edelim. Sevenleri, hayranları, okurları, seyircileri, dinleyicileri olan topluma mal olmuş, tanınmış kişileri, bu kampanyaya destek olmaya ve destek olduklarını duyurmaya çalışalım.

***

Elbette yalnızca tüketicilere yönelik bir sesleniş değil bu. Türkiye’nin daha demokratik, daha özgürlükçü, daha çağdaş, daha uygar olması amacı ve niyetini taşıyan bütün şirketler, kurumlar, kuruluşların sahip ve yetkililerini, “reklam pastası payını” insan kanıyla karmamaya çağırıyorum. Türkiye’yi hukuksuzluğun, çetelerin, mafyaların, karanlık güçlerin ve emellerin yönettiği bir ülke olmasını haklı göstermeyi; başkasının ölüsünden, kanından, servet, itibar, fedai, çete sahibi olmayı özendirmeyi istemeyen bütün iş adamlarının, reklam veren, reklam yapan dernek ve kuruluş yöneticilerinin aklına, vicdanına, sağduyusuna seslenmek istiyorum.

Yalnızca bir televizyon dizisinden değil, bir başlangıçtan söz ediyorum. Kardeşlerimiz katillerimiz olsun istemiyoruz artık. Komşularımız düşmanlarımız olmasın. Bu şiddet kültürünün aşılması için daha kaç gencin potansiyel katil ya da kurban olması gerekiyor?

Haraca, gaspa emanet edilmiş sokak aralarında, banliyö trenlerinde, varoş semtlerde, lise önlerinde, havaya kurşun sıkılan düğünlerde, töresinin hukukuna kadın kanı akıtan aile mahkemelerinde, bıçak çekilen tribünlerde, karanlık pazarlıkların döndüğü han köşelerinde, sigara dumanına boğulmuş internet kafelerde çekilen her bıçağın, namluya sürülecek her kurşunun “küçük ya da büyük hisseli uzak ortağı” olmayalım.

Elbette bu çeşit dizileri yapan kişi ve kuruluşlar, daha fazla kâr etmek, daha fazla para, güç, itibar ve fedai kazanmak isteyebilirler, ama sizler daha fazla ölü, daha fazla kan, daha fazla tabut istemiyorsanız, bunu bize söylemenizi istiyorum.

Benim şu yaptığım, sivil itiraz adına suya atılan bir taş yalnızca. Umarım sudaki halkalar gibi yayılıp genişler, bize yalnız olmadığımızı, birbirimize yaslandığımızda milyonlar ettiğimizi öğretir.

Biz hiçbir kanala reklam veremeyenler, bir zamanlar “Edirne’den Ardahan’a” diye tanımlanan üzerinde yaşadığımız toprakların haritasının, bundan böyle “Susurluk’tan Şemdinli’ye” diye adlandırılmasını istemiyorsak, verilmiş reklamları adreslerine iade edelim.

MURATHAN MUNGAN

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<Şubat 12, 2007
<.../div>
<

BUCA BELEDİYESİ
"Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü 2007"
YÖNETMELİK


Buca Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünce bu yıl 12. si düzenlenecek olan Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü Yönetmeliği 12 maddeden oluşur:
1- Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü'ne yayımlanmamış kitap oylumundaki bir dosyayla katılım sağlanır. Konu ve dize sınırlaması yoktur.
2- Açık (gerçek) isimle katılmak zorunludur.
3- Ödüle 1972 yılı ve sonrası doğumlular katılabilir..
4- Şiirler, bilgisayarda düzenlenmiş olarak 8 (sekiz) kopya halinde gönderilmelidir.
5- Başvuru yazısına katılımcının adı, soyadı, kısa özgeçmişi, posta adresi ,e-maili(varsa) ve telefon numarası yazılmış olmalıdır.
6- Şiir Ödülüne son katılım 9 Mayıs 2007 çarşamba günü saat 17:00'ye kadar yapılmalıdır.
7- Yapıtlar posta, kargo ya da elden "Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü 2007" Buca Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Kültür-Sanat Merkezi Uğur Mumcu Cad. No:29 -35160 Buca/İZMİR adresine ulaştırılmalıdır. Postada meydana gelecek gecikmelerden Müdürlüğümüz sorumlu değildir.
8- "Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü" Töreni 7 Haziran 2007 Perşembe saat 20:30'da Buca Belediyesi Tenis Kulübünde düzenlenecek kokteyl ile verilecektir.
9- Seçici Kurul; Ahmet Günbaş, Efdal Sevinçli, Halim Yazıcı, Hidayet Karakuş, M.Kadri Sümer, Hüseyin Yurttaş ve Sedat Şanver'den oluşmaktadır.
10- "Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü" 1000.-YTL. dir. Jüri değer bulduğu taktirde "Başarı Ödülü" verilebilir. Bu taktirde Başarı Ödülü 500.-YTL'dir..
11- Sonuçlar 1 Haziran 2007 Cuma günü internet sitemizde yayınlanacaktır.
12- Ali Rıza Ertan şiir ödülü sekreterliğini Buca Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Kültür-Sanat Merkezi Sorumlusu Nesim Oral Yürütür.

Başarı dileklerimizle�
Fisun SAĞBAŞ/ Kültür ve Sosyal İşler Müdürü
BİLGİ VE İLETİŞİM:
Buca Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü
TELEFON: 0 232 420 02 32 / 420 00 96
Yarışmamızın yönetmeliği Buca Belediyesi internet sitesi www.buca.bel.tr adresinden de temin edilebilir.
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<Şubat 09, 2007
<

Phoebus make haste, the day's too long, be gone,
The silent night's the fittest time for moan;
But stay this once, unto my suit give ear,
And tell my griefs in either hemisphere.
(And if the whirling of thy wheels don't drown'd)
The woeful accents of my doleful sound,
If in thy swift carrier thou canst make stay,
I crave this boon, this errand by the way,
Commend me to the man more loved than life,
Show him the sorrows of his widowed wife;
My dumpish thoughts, my groans, my brakish tears
My sobs, my longing hopes, my doubting fears,
And if he love, how can he there abide?
My interest's more than all the world beside.
He that can tell the stars or ocean sand,
Or all the grass that in the meads do stand,
The leaves in th' woods, the hail, or drops of rain,
Or in a corn-field number every grain,
Or every mote that in the sunshine hops,
May count my sighs, and number all my drops.
Tell him the countless steps that thou dost trace,
That once a day thy spouse thou may'st embrace;
And when thou canst not treat by loving mouth,
Thy rays afar salute her from the south.
But for one month I see no day (poor soul)
Like those far situate under the pole,
Which day by day long wait for thy arise,
O how they joy when thou dost light the skies.
O Phoebus, hadst thou but thus long from thine
Restrained the beams of thy beloved shine,
At thy return, if so thou could'st or durst,
Behold a Chaos blacker than the first.
Tell him here's worse than a confused matter,
His little world's a fathom under water.
Nought but the fervor of his ardent beams
Hath power to dry the torrent of these streams.
Tell him I would say more, but cAnneot well,
Oppressed minds abruptest tales do tell.
Now post with double speed, mark what I say,
By all our loves conjure him not to stay.
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<Şubat 02, 2007
<

Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar
Şişli Belediyesi Kültür Merkezi'nde
02 Şubat 2007 Akşam saat 20:00'da sahneleniyor.
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<Şubat 01, 2007
<
F.H.Dağlarca'nın önemli deyişlerinin yer aldığı bir röpartaj

okumak için link
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<