<
<
<


“Ölmeden önce okunması zorunlu 40 kitap”

NotosÖykü, 74 seçicinin dünya ve Türk edebiyatından

önerdiği 405 kitaptan seçilen ilk 40 kitabı 3. sayısında açıklıyor.

İki aylık edebiyat dergisi NotosÖykü, 1 Nisan’da çıkan 3. sayısında, “Ölmeden önce okunması zorunlu 40 kitap” soruşturmasının sonuçlarını açıklıyor.

NotosÖykü’nün seçtiği ve bir “seçici kurul” işlevi gören 74 yazara yönelttiği soruya karşılık her yazarın verdiği 10’ar kitap adı, dünya ve Türk edebiyatından toplam 405 kitabın önerildiği büyük bir toplam çıkarmış. Bu 405 kitaptan en çok oy alan ilk 40 kitap da “Ölmeden önce okunması zorunlu 40 kitap” listesini ortaya çıkarmış.

Birinci sırayı Don Quijote’nin aldığı listenin ilk on kitabı sırayla şunlar:

Don Quijote, Cervantes; Suç ve Ceza, Fyodor Dostoyevski; Memleketimden İnsan Manzaraları, Nâzım Hikmet; Alemdağda Var Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık; Tutunamayanlar, Oğuz Atay; Hamlet, William Shakespeare; Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel García Márquez; Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar; Anna Karenina, Lev Tolstoy; Karamazov Kardeşler, Fyodor Dostoyevski.

Ayrıca “40 Kitap”ın 28’i dünyadan, 12’si ülkeden; 24’ü roman, 2’si öykü, 7’si şiir kitabı. NotosÖykü’nün “40 Kitap” seçiminin ayırt edici yanlarından biri yazınsal değere dayalı oluşu ve seçimi edebiyat ve kültür dünyasının önde gelen 74 adının yapmasıysa, öbürü de bizim dünyamızdan çıkması. Dünyadaki öteki benzerlerinden farkı da burada. Milli Eğitim Bakanlığı’nın sonuçsuz kalan “100 Temel Eser” girişiminin yanında, NotosÖykü’nün “Ölmeden Önce Okunması Zorunlu 40 Kitap” listesi daha anlamlı, yararlı bir toplam ortaya koyabilir.

NotosÖykü’nün genel yayın yönetmeni Semih Gümüş de, konuyla ilgili olarak dergide yayımlanan değerlendirmesinde şunları diyor:

“Bu ‘40 Kitap’ listesi öğretmenlerin, öğrencilerin, her kuşaktan ve meraktan okurun ilgi alanına girdikçe amacına daha çok yaklaşacak. Dileyen bu listeyi başucuna koyabilir, derslikteki panoya asabilir, okul yönetimine önerebilir ya da arkadaşına gönderebilir, gazetesinde yayımlayabilir ve okumadıklarını hemen okumaya başlayabilir.”

EK 1

Seçilen 40 Kitap

1- Don Quijote, M. de Cervantes Saavedra (1605)

2- Suç ve Ceza, Fyodor Dostoyevski (1866)

3- Memleketimden İnsan Manzaraları, Nâzım Hikmet (1966-1967)

4- Alemdağda Var Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık (1954)

5- Tutunamayanlar, Oğuz Atay (1971)

6- Hamlet, William Shakespeare (1600 dolaylarında)

7- Yüzyıllık Yalnızlık, Gabriel García Márquez (1967)

8- Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar (1949)

9- Anna Karenina, Lev Tolstoy (1873-1877)

10- Karamazov Kardeşler, Fyodor Dostoyevski (1880)

11- Kara Kitap, Orhan Pamuk (1990)

12- İlyada, Homeros (MÖ 9.-7. yüzyıl)

13- Odyssia, Homeros (MÖ 9.-7. yüzyıl)

14- Savaş ve Barış, Lev Tolstoy (1865-1869)

15- İlahi Komedya, Dante Alighieri (1307-1321)

16- Binbir Gece Masalları (8.-9. yüzyıl)

17- Madame Bovary, Gustave Flaubert (1856)

18- Dönüşüm, Franz Kafka (1915)

19- Ecinniler, Fyodor Dostoyevski (1872)

20- Bütün Öyküleri, Anton Çehov (d.ö. 1860-1904)

21- Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupery (1943)

22- İnce Memed, Yaşar Kemal (1955)

23- Denemeler, Michel de Montaigne (1572-1588)

24- Ulysses, James Joyce (1922)

25- Yunus Emre Divanı (d.ö. 1238?-1320?)

26- Mesnevi, Mevlana Celaleddin Rumi (1278, en eski nüshası)

27- Dava, Franz Kafka (1913)

28- Budala, Dostoyevski (1868)

29- Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (1925)

30- Son Şiirleri, Nâzım Hikmet (1970)

31- Macbeth, William Shakespeare (1606)

32- Kızıl ile Kara, Stendhal (1830)

33- Malte Laurids Brigge'nin Notları, Rainer Maria Rilke (1910)

34- Kayıp Zamanın İzinde, Marcel Proust (1917-1925)

35- Ses ve Öfke, William Faulkner (1929)

36- Gönülçelen, J.D. Salinger (1951)

37- Şeyh Bedrettin Destanı, Nâzım Hikmet (1936)

38- Bir Düğün Gecesi, Adalet Ağaoğlu (1979)

39- Evliya Çelebi Seyahatnamesi (1898-1938)

40- Kötülük Çiçekleri, Charles Baudelaire (1857)

EK 2

40 Kitap Seçicileri

Cemal Bâli Akal, Hikmet Temel Akarsu, Ayşe Nihal Akbulut, Şavkar Altınel, Çağatay Anadol, Oruç Aruoba, Kemal Atakay, Sezer Ateş Ayvaz, Ethem Baran, Ataol Behramoğlu, Tuncay Birkan, Atilla Birkiye, Gülenay Börekçi, Ahmet Büke, Gökhan Cengizhan, Raşit Çavaş, Behçet Çelik, İnan Çetin, Turgut Çeviker, Ludmila Denisenko, Şeyhmus Diken, Faruk Duman, Refik Durbaş, Orhan Duru, Sezer Duru, Ferit Edgü, Aysu Erden, Aslı Erdoğan, Hakan Ergül, Konur Ertop, Hüseyin Ferhad, Turgay Fişekçi, Serpil Gülgûn, Semih Gümüş, Nedim Gürsel, Feyza Hepçilingirler, Müge İplikçi, Hasan Bülent Kahraman, Özcan Karabulut, Birsen Karaca, Karin Karakaşlı, Taner Karakoç, Cemil Kavukçu, Deniz Kavukçuoğlu, Fuat Keyman, Uğur Kökden, Akif Kurtuluş, Pınar Kür, Lal Laleş, Roni Margulies, Kawa Nemir, Ali Nesin, Leyla Ruhan Okyay, Hande Öğüt, Celal Özcan, Emin Özdemir, Hasan Özkılıç, Demir Özlü, Selahattin Özpalabıyıklar, Nedret Tanolaç Öztokat, Hüseyin Peker, Ayşe Sarısayın, Haluk Şahin, Hakan Şenocak, Attilâ Şenkon, Derviş Şentekin, Aslı Tohumcu, Nemika Tuğcu, Sibel Türker, Faruk Ulay, Murat Uyurkulak, Murat Yalçın, Mehmet Yaşın, Yasemin Yazıcı.

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<1comments < <
<
<

T.C.

BALIKESİR ÜNİVERSİTESİ

GELENEKSEL ŞİİR VE HİKÂYE YARIŞMASI

ŞARTNAME


Balıkesir Üniversitesi Rektörlüğü tarafından üniversite gençliğinin edebiyat alanındaki çalışmalarını desteklemek ve edebiyatımıza yeni isimler ve eserler kazandırmak amacıyla, bir şiir ve hikâye yarışması düzenlenmiştir.

Yarışmaya katılma şartları:

1) Yarışmaya Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti`ndeki kamuya ait ve özel üniversitelerde okuyan öğrenciler (Yüksek Lisans ve Doktora Öğrencileri hariç) katılabilecektir.

2) Yarışmaya katılmak için, en az beş şiir veya üç hikâye gönderilmelidir. Adaylar sadece bir türde yarışmaya katılabilir.

3) Katılımcılar tarafından takma isim kullanılmaması gerekmektedir. Takma isim kullananlar değerlendirme dışı tutulacaktır.

4) Yarışmaya gönderilecek eserler; daktiloyla, bilgisayarla veya okunaklı el yazısıyla yazılmalı ve altı nüsha olarak gönderilmelidir.

5) Başvurularda katılımcıların adı, soyadı, açık adresi, telefon numarası ve hangi üniversitede öğrenci oldukları belirtilmelidir. Ayrıca katılımcıların başvuru sırasında kısa özgeçmiş ve bir adet vesikalık fotoğraf göndermeleri gerekmektedir.

6) Yarışmaya katılmak isteyenlerin, eserlerini en geç 30 Mart 2007 tarihinde mesai saati sonuna kadar postayla veya elden "Balıkesir Üniversitesi Rektörlüğü Şiir ve Hikâye Yarışması, Sağlık-Kültür-Spor Dairesi Başkanlığı, Çağış Kampusu Çağış/Balıkesir " adresine ulaştırmaları gerekmektedir.

7) Yarışmanın seçici kurul üyeleri Prof.Dr. Ali Duymaz, Yrd. Doç. Dr. Fikret USLUCAN, Yrd.Doç.Dr. Ertan ÖRGEN, Yrd.Doç. Dr. Mehmet NARLI, Yrd.Doç.Dr. Ayşe BÜYÜKYILDIRIM`dan oluşmaktadır.

8) Jüri üyeleri değerlendirme sonuçlarını 27 Nisan 2007 tarihine kadar yukarıda anılan adrese göndereceklerdir.

9) Yarışmada şiir ve hikâye dallarında ayrı ayrı olmak üzere birincilik kazanan eser sahiplerine net 250,00.-YTL, başarılı bulunan ikişer adet eser sahibine de net 200,00.-YTL ödül verilecektir. Yarışmada ödül kazananlara ayrıca plaket sunulacaktır.

10) Ödüller Balıkesir Üniversitesi Rektörlüğü tarafından düzenlenecek olan 2006 - 2007 Bahar Şenliği törenlerinde sahiplerine verilecektir.

11) Balıkesir Üniversitesi yarışmaya katılan eserleri telif ücreti ödemeksizin yayınlayabilecektir. Eserlerin iadesi yapılmamaktadır.

12) Yarışmaya e-mail yoluyla katılım yapılamaz.

İrtibat Telefonları:0- 266- 6121400 (8 hat) KÜLTÜR ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<12. ÖDÜL 2007 GENÇLİK ŞİİR ÖDÜLLERİ YARIŞMASI/div>
<
Katılım koşulları:

1-Yarışmaya katılacak adaylar otuz yaşını geçmemiş ve kitap yayımlamamış olmalıdır.

2-Adaylar, yarışmaya beş şiirle katılacaklardır. Adaylar beş şiirin de altına isimlerini yazacaklardır. Şiirler, her biri yedişer adet çoğaltılıp, yedi adet dosyaya konmalıdır. Adayların başvurusu 7 dosya halinde kabul edilecektir. Yedi ayrı dosya hazırlamamış olanların başvurusu kabul edilmeyecektir.

3-Adayların Kou Şiir Etkinlikleri Birimi'ne gönderecekleri her bir dosyada;
-Beş şiir
-Nüfuz cüzdan fotokopisi
-Kısa yaşam öyküleri
-Adresleri (telefon, ileti adresleri ile birlikte) bulunacaktır.

4- Son başvuru tarihi, "Dünya Şiir Günü"dür. (21 Mart 2007)

5-Ödül yazmanlığı, Kou Şiir Etkinlikleri Birimi sekreteri Naciye Fatma Tümer tarafından yapılacaktır.

6- Gençlik Şiir ödülleri, bu yıl üç kişiye verilecektir.

7-Seçici Kurul uygun görürse "özendirme" ödülleri de verebilecektir.

8-Ödül plaketleri, 16-17-18 Mayıs 2007'de Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi'nin gerçekleştireceği
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ I.ULUSAL ŞİİR KONGRESİ'nin açılışında verilecektir.

9- Dereceye giren şiirler, Kocaeli Üniversitesi Gençlik Şiir Ödülleri Seçkisi'nde yer alacaklardır.

Seçici Kurul Üyeleri:
Afşar Timuçin
Ruşen Hakkı
Nejat Gacar
İhsan Topçu
Şener Aksu

İlgililere duyurulur!...

Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi Müdürü
M. Nejat GACAR
Adres:
Kocaeli Üniversitesi Şiir Etkinlikleri Birimi
Anıtpark Yerleşkesi (ünibel üstü) D Blok. Kat 4
Anıtpark Yerleşkesi-İzmit/KOCAELİ

Telf: 0262 324 99 12/1088
e-posta: kousiiretkinlikleribirimi@gmail.com, kousiiretkinlikleribirimi@mynet.com
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<

KaraLama
Dergisi Yıl:1 Sayı 1 2007 Mart-Nisan-Mayıs

İçindekiler

Hiç durmadan yağıyor kar: Özcan Özgün
Gözlerinde Öykü Yazdım: Murat Tuncer
Balkonlar: MUrat ALtunöz
Dağlar ve Ben: Kemal Gündüzalp
Seninle bir tren yolculuğu: Sevcan Koyuncu
Direneceğim: Esat Günay
Yazı Alev Alabilir: Zafer yalçınpınar
Huzura Dua: Murathan Çarboğa
Düşünmediğim: Sabahattin Yalkın
Üzgün Aşk : Nevruz Uğur
İki soru: Özhan Özgün
Sarı İmgeler: Nice Damar
Her Sabah Bu Sabah: Cuneyt Cüzdan
Shorove: Pali Canon
Arap Müziği: Gökhan Mansuroğlu
Kapı Önünde: Yannis Ritsos
Sevdamın Yanı: Selim Yıldırım
Difenbahya kuşu: Muhsin Boz
Geçiyor: İ.Deniz Aslan
OKşanın Kemikleri: Yaser Bereketoğlu
Aynı Takvimler Ayrı günler: Okan Gökhan
Düşler dolusu sevdalar: Murat Karadağ
Açelyam Çiçek Açmıyor: Duran Yaşar
Aşkının Gurbeti: Erhan Tığlı
Kalanlar: Besim Altunöz
Yengeç: Süleyman Çiçekli
Yolculuk: Onur Aslan
Hırsız Yıllar: Hatice Göksü
Alışkanlıklar zinciri: Adil Okay
Deliksiz Uykusuzum: Sami Arslan
Ai Şirketi: Abdulmuttalip Onay
Antakya Öykü Forumu
Biri Olmadan: Ümmühan Ünlü
İhanet: Rüşen Doğan Nar
Bizdeğilmiydik: Ekrem Şakir
Yaşam Bir Türküdür: Faiz Cebiroğlu
Kapılarınızın Önündeki ağaç: Halil İbrahim YIldız.
Uyku Güzli: Atakan Özen
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
“Bu hiç bir şey değil!” diye bağırdı öküzünkiler gibi yuvarlak gözlü , şimdiye kadar hep köşede, pencerenin kenarında oturup, sigara içerek bizim hırsızlık ve istimlak hikayelerimizi dinleyen adam. “Ben size, bizim mahallemizde olmuş öyle bir hırsızlık hikayesi anlayacağım ki şaşkına döneceksiniz... Hem de tam sinagogun içinde! Üstüne üstlük Kipur gününde! Gerçekten dinlemeye değer..”

“Bizim kentimiz Kasrilevka -şimdi nereli olduğumu öğrendiniz- küçük ve yoksul bir kenttir. Orada hiç hırsızlık olmaz. Kimsenin bir şey çalmamasının basit bir nedeni vardır. Ne bir şeyi çalınacak kadar zengin yaşar orada, ne de çalınmaya değer bir mal vardır... Ve ayrıca, bir Yahudi, doğası gereği hırsızlık yapmaz. Yani, belki bir hırsız olabilir ama bu pencerenize tırmanacak ya da size arkanızdan bıçakla saldıracak türden değildir.



Belki gayet doğal olarak, dikkatinizi dağıtır, yolunuzu şaşırtır veya güveninizi sarsabilir, ama cebinizden hiç bir zaman bir şey araklamaz. O, sıradan bir hırsız gibi yakalanıp sokaklarda sırtında sarı bir plakayla dolaşmaz. Böyle bir ortamda, Kasrilevka gibi bir yerdeki hırsızlığı düşünün . Ne olaydı! Bir seferde bin sekiz yüz ruble....”

“Olay şöyle gelişti. Bir Yom Kipur Akşamı, tam dualardan önce, kentimize bir yabancı geldi.Litvanyalı bir satıcıymış. Çantasını bir handa bıraktı, hemen duaya katılabileceği bir yer aramaya koyuldu ve en sonunda bizim eski sinagoga geldi. Tam dua başlamadan önce içeri girdi ve onu bağış kutularının etrafındaki mütevelliler karşıladı. ‘Şalom alehem’ dedi. ‘Alehem şalom’ diye cevap verdiler. ‘Konuğumuz nereden geliyor?’, ‘Litvanya’dan’. ‘İsminiz nedir?’ ‘Söylesem, büyükanneniz bile tanımaz’. ‘Ama bizim sinagogumuza geldiniz!’, ‘Başka nereye gidebilirdim ki?’, ‘Yani buraya mı ödemek istiyorsunuz?’, ‘Başka nereye gidebilirim ki?’,’O zaman bağış kutularına bir şeyler koyun’, ‘Koymayacağımı mı zannettiniz?’

“Uzun lafın kısası, konuğumuz üç gümüş ruble aldı ve bağış kutularına koydu. Ardından hazan kutusuna bir , hahamınkine bir , sinagogunkine bir ruble koyup yarım rubleyi de tsedaka kutusuna attı. Daha sonra parayı, kapıya doluşan yoksullar arasında bölüştürdü. Bizim kentimizde o kadar yoksul vardır ki, eğer onlara para vermeye başlarsanız, Rothschild’in bütün servetini, aralarında bölüştürebilirsiniz!

“Cömertliğiyle etrafı etkileyen adam, doğu duvarı tarafında kendine hemen bir yer bulabildi. Oradaki bütün yerler doluyken, o adama nasıl yer bulabildiklerini sormayın. Daha önce hiç bir kutlamaya -sünnet ya da düğün törenine- katıldınız mı? Bu törenlerde, bütün konuklar masalarına oturur, ardından dışarıda bir gürültü patırtı olur ve zengin amcanın geldiği anlaşılır..Ne yaparsınız? Biraz ittirir, sıkışır ve bu zengin akrabaya yer açarsınız. Sıkışmak bir Yahudi geleneğidir. Kimse bizi sıkıştırmazsa, biz birbirimizi sıkıştırırız.”

Gözlerini öküz gibi kocaman açan adam, bir an duraksadı. Sözlerinin, etrafındaki kalabalığı nasıl etkilediğini görmek için çevresine bakındı ve devam etti:

“Böylece konuğumuz, onur makamına geçti ve şammaş’tan, kendisine bir dua kürsüsü getirmesini istedi. Talledini giydi ve dua etmeye başladı. Hep ayakta durarak etti dualarını. Hiç yerine oturmadı. Ne o akşam, ne de ertesi gün oradan ayrıldı. Bütün gün oruç tutarak, hem de hiç oturmadan ayakta durmak mı- bu sadece bir Litvanyalının yapabileceği bir şey olmalı!

“Ama her şey bitip, son şofarın sesi de dindiğinde, Yargı Günü sona erdi. Yom Kipur’dan sonraki akşam dualarını, hatırlamadığım bir zamandan beri söyleyen Hayim boğazını temizledi ve titrek sesiyle ‘Ma- a- riv a- ro vim..’ diye başlamıştı ki birdenbire çığlıklar duyuldu. “Yardım edin! Yardım edin! Yardım edin!” Hepimiz etrafımıza bakındık. Yabancı konuk, yerde uzanmış neredeyse bayılmak üzereydi. Yüzüne su döktük, onu ayılttık ama yeniden bayıldı. Sorun neydi? Çok sorun vardı! Litvanyalı adam Kasrilevka’ya bin sekiz yüz ruble getirdiğini söylüyordu. O kadar parayı- düşünsenize bin sekiz yüz ruble!- Handa bırakmaktan korkmuştu. Yabancı bir kentte bu kadar parayı emanet etmek için kime güvenebilirdi ki? Ve ayrıca, Yom Kipur’da bu kadar parayı taşımak da pek uygun değildi. En sonunda bir plan yapmış: parayı sinagoga getirmiş ve kaşla göz arası dua kürsüsünün içine koyuvermişti. Böyle bir şeyi sadece bir Litvanyalı yapabilir!... Şimdi, kürsüsünün oradan neden bir dakika bile ayrılmadığını anladınız mı? Demek ki, herkesin yüzünü duvara döndüğü bir anda, biri parayı çalmış olmalıydı...

“Yani, zavallı adam ağladı, saçını başını yoldu, çaresizce ellerini ovuşturdu. Bütün parasını kaybetmiş bir halde ne yapabilirdi? Paranın kendisine ait olmadığını söyledi. O sadece bir tezgahtarmış. Para da patronununmuş. Kendisi çocuk sahibi, zavallı, yoksul bir adammış. Şimdi onun gidip kendini boğmaktan ya da herkesin önünde kendini asmaktan başka yapabileceği hiç bir şey yokmuş.

“Bu sözler karşısında herkes, bütün gün oruç tuttuğunu ve artık eve gidip yemek yeme zamanı geldiğini unutup şaşkınlık içinde kalakaldı. Bu, bir yabancıya karşı büyük bir saygısızlık, bir utanç ve gözlerimizin önünde bir skandaldı! Böyle bir hırsızlık akıl almaz bir olaydı. Bin sekiz yüz ruble? Hem de nerede? Kutsalların kutsalı, Kasrilevka’nın eski sinagogunda! Ve hangi günde? Yılın en kutsal günü Yom Kipur’da! Böyle bir şeyi daha önce hiç kimse duymamıştı!

“Şammaş! Kapıları kilitle!” diye emretti haham. Kasrilevka’da, Reb Yozifel adında bir hahamımız vardı. Gerçek bir Tanrı adamı, kutsal bir kişiydi. Belki çok keskin zekalı sayılmazdı ama çok iyi kalpli, içinde kötülükten eser olmayan biriydi. Bazen, on sekiz başınız olsa da asla aklınıza gelmeyecek fikirler bulurdu... Kapı kilitlendiğinde, Reb Yozifel topluluğa döndü . Yüzü bir ölününki kadar solgundu, elleri titriyor, gözlerinden garip bir ateşle yanıyordu.

“ ‘Beni dinleyin arkadaşlarım. Bu çok çirkin bir şey, dünyanın yaradılışından beri duyulmamış bir olay! Burada, Kasrilevka’da, çocuk sahibi, yoksul bir yabancıdan parasını çalmaya cüret eden, dininden dönen biri mi var ?Ve böyle bir günde? Yılın en kutsal günü Yom Kipur’da, belki de en son, en görkemli anda, tam da şofardan önce! Böyle bir şey hiç bir zaman hiç bir yerde olmamıştır! Buna inanmıyorum. Böyle bir şey olamaz. Ama belki de-kim bilir? İnsan açgözlüdür ve dürtüler- özellikle böyle bir meblağ ile, bin sekiz yüz ruble, Tanrı korusun- bazen çok güçlü olabilir. Yani, içimizden biri doğru yoldan sapmışsa, böyle ulu bir günde böyle bir kötülük yapmışsa, olayı bütünüyle incelemeli ve her şeyi kökünden çözümlemeliyiz. Gökler ve dünya her zaman, gerçeğin, suların üstüne çıkan yağ gibi ortaya çıkacağına yemin etmiştir. Dolayısıyla arkadaşlarım, şimdi hepimiz birbirimizin üstünü arayalım. Giysileri arayalım, ceplerimizi dışarı çıkartalım- en yaşlı üyemizden şammaşımıza kadar herkes! Kimse dışarıda kalmayacak. Benimle başlayın. İlk önce benim ceplerime bakın.’

“ İşte Reb Yozifel böyle konuştu ve ceplerine bakılması için cüppesini ilk çözen de kendisi oldu. Hahamın örneğini takip eden herkes, ceplerini dışarı çıkartmaya başladı. Birbirlerini aradılar, salladılar ve kontrol ettiler...ta ki sıra Lazer Yossel’e gelene kadar. Lazer Yossel, renkten renge büründü ve yabancının bir dolandırıcı olduğunu, hikayesinin tamamen uydurmaca olduğunu söyleyip tartışmaya başladı. Kimse ondan para çalmamıştı. Kimse bunun büyük bir yalan ve kandırmaca olduğunu göremiyor muydu?

“İnsanlar bağırıp çağırmaya başladı. Bu sözlerle ne anlatmaya çalışıyordu? Bütün önemli kişiler, üstlerinin aranmasına izin vermişti, o zaman Lazer Yossel neden kaçmak istiyordu ? Burada kimse ayrıcalıklı bir konuma sahip değildi. Üstünü arayın! Onun da üstünü arayın!” diye bağırmaya başladı topluluk.

“Lazer Yossel, durumun umutsuz olduğunu gördü ve gözlerinde yaşlarla merhamet dilemeye başladı. Kendisini aramamaları için yalvardı. En kutsal olanların üstüne, bu olayda masum olduğuna ve böyle bir şeyi hayat boyu düşünemeyeceğine yeminler etti. O zaman neden üstünün aranmasını istemiyordu? Bunun küçük düşürücü olduğunu söyledi. Kendisini utandırmamaları için yalvarıp yakardı. ‘Bana istediğiniz her şeyi yapın.’ dedi, ‘ama ceplerime dokunmayın’. O anda ne yapardınız? Sizce onu dinlemeli miydik?

“Ama bir dakika bekleyin... Size bu Lazer Yossel’in kim olduğunu söylemeyi unuttum. O, aslen Kasrilevkeli değildi. Düğünü zamanında eşinin ailesiyle yaşamak için, bilmem nereden gelmişti. Kentimizin zengin adamı olan kayınpederi, kızı için altın değerinde bir damat bulduğunu söyleyip uzun süre böbürlenmişti etrafta. Kutsal Kitap’ın tümünü, Talmud’un binlerce sayfasını ezbere bilirdi. İbranice, aritmetik, cebir, el yazısı , kısacası düşünebileceğiniz her şeyin ustasıydı. Kasrilevka’ya ulaştığında- böyle mücevher değerindeki genç adama- herkes bakmak için dışarı çıkmıştı. Acaba zengin adam nasıl bir pazarlık yapmıştı? Ona bakarak hiç bir şey söyleyemezdiniz. Genç, normal giyimli bir adamdı işte. Kötü görünümlü değildi ama burnu biraz uzun, gözleri kömür gibi parlak, dili de biraz sivriydi. Önde gelen kişiler, onunla ilgilenmeye ve üstünde çalışmaya başladılar: Bir parça Gemara, biraz Rambam, biraz ondan biraz şundan derken iyice bir teste tabii tuttular. Her şeyde mükemmeldi! Ve ne zaman arkasından gitseniz, evde olurdu. Reb Yozifel’in kendisi, onun bir Yahudi cemaatinde haham bile olabileceğini söylemişti. Dünyevi işler için, konuşacak bir şey yoktu. Bu işler için kentimizde bir otorite, Zaidel Reb Shaye vardı ama o bile Lazer Yossel’e ışık tutamazdı.

Ve hele iş satranca geldi mi, onun gibisi dünyada bulunmazdı ! Çok yönlü insanlardan mı bahsediyorsunuz! Doğal olarak bütün kent, yaşlı adamı, bulduğu bu nimetten dolayı kıskandı ama bazıları bu genç damadın gerçek olamayacak kadar mükemmel olduğunu düşündü... Çok fazla zekiydi (Ve her şeyin fazlası kötüdür!) Onun durumundaki bir adama göre, fazla özgür ve kolay, herkesle çok kolay ahbap olabilen , kız olsun erkek olsun,hatta düşük kadınlar olsun, gençlerle çok çabuk yakınlık kuran bir kişiydi. Dedikodular dolaşıyordu... Aynı zamanda, etrafta, düşüncelere dalmış bir halde fazla yalnız gezerdi. Sinagoga en son gelir, talledini giyer, kipasını çarpıkça koyup, amaçsızca sayfaları karıştırır, duayı takip etmezdi bile. Kimse onu tam olarak hatalı bir şey yaparken görmemişti, ama yine de birçokları, onun Tanrı korkusu duymayan bir insan olduğu hakkında fısıldaşıyordu. Görünüşe göre, bir insan bu kadar da mükemmel olamazdı....

“Ve böylece, sırası geldiğinde aranmayı reddetmesi, bir çok kişi için, parayı onun çaldığına dair iyi bir kanıttı. Lazer, istedikleri yemini etmesi için etrafındakilere yalvardı. Kendisini parça parça etmeleri, kızartmaları ve ceplerini kontrol etmek dışında istedikleri her şeyi yapmaları için yakardı onlara...O anda, daha önce hiç kızgın görmediğimiz hahamımız Reb Yosifel bile sabrını yitirdi ve bağırmaya başladı.

“’ Sen!’ diye çıkıştı. ‘Sen!” Ne hak ettiğini biliyor musun? Bütün bu adamların neye katlandıklarını gördün. Küçük düşmeyi unuttular ve üstlerinin aranmasını kabul ettiler. Ama sen bir istisna olmak istiyorsun! Tanrım! Ya itiraf edip parayı geri ver, ya da bırak da ceplerinde ne olduğunu görelim. Şu anda bütün Yahudi cemaatiyle oynuyorsun. Sana neler yapabileceklerini biliyor musun?’

“Uzun lafın kısası, adamlar bu gencin üstüne atlayıp yere yatırdılar ve ceplerinin her birini teker teker boşaltıp üstüne başını aradılar. Ve en sonunda çıkarttılar...Tahmin edin ne buldular! İşte buna inanamazsınız: İyice çiğnenmiş bir kaç tavuk kemiği ve hala çiğnenmekten nemli yirmi-otuz tane erik çekirdeği!! Bunun yarattığı izlenimi tahmin edebiliyor musunuz? Bu en kutsal oruç gününde, bu gelecek vaat eden gencin ceplerinden yiyecek çıkması nasıl açıklanabilir?! Genç adamın ve özellikle kayınpederinin yüzündeki ifadeyi tahmin edebiliyor musunuz? Hele zavallı hahamın yüzündeki?

“Zavallı Reb Yozifel! Utanç içinde arkasını döndü. Kimsenin yüzüne bakamadı. Yom Kipur’da ve onun sinagogunda... Geri kalan bizler ise, aç olduğumuz halde, eve dönene kadar bu konudan bahsettik. Sokaklarda kahkahalara boğulduk. Sadece Reb Yozifel evine yalnız naşına , başı öne eğik, üzüntü içinde, kimsenin gözüne bakamadan yürüdü. Sanki kemikler onun cebinden çıkmıştı...”

Görünüşe göre hikaye bitmişti. Yuvarlak öküz gözlü adam, başını çevirerek, sigara içmeye devam ederek pencereden bakmaya başladı.

“Eee?” diye hep bir ağızdan sorduk, “paraya ne oldu?”

“Ne parası?” diye sordu adam masumca, ağzından çıkan dumanları seyrederek.

“Ne demek ‘ne parası’? Bin sekiz yüz rubleye ne oldu!?”

“Haa...” diye mırıldandı. “Bin sekiz yüz ruble...yok oldu...”

“Yok mu oldu ? Nasıl yani?”

“Yok oldu...Hem de sonsuza kadar...”
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<


Hüzünlü Isırgan

Salih Aydemir

Şiirden Yayınları –Ocak 2007

Öteki-siz Şiir Dergisi’nin editörlerinden Salih Aydemir’in “Hüzünlü Isırgan” isimli yeni şiir kitabı Şiirden Yayınları’ndan çıktı. Şairin, daha önce (h)içlenmeler (şiirsel denemeler), Meriç Hanım (Şiir), Akıl Ayazı (Şiir) isimli kitapları yayımlanmıştı.


"durgun akşamlar uğuldadı göğsümde
bir iskelet gibi ağrıdı sessizlik

görkemli ışıklarla buluştu tenim

uyudum sözcük oldum taş taş üstüne

lekeli sular yuttum kuyularda"

"Günümüz şiirine damgasını vuran bir özellik tek tek şairlerin çıkış yapmasıdır.
Salih Aydemir de günümüzde adını duyuran şairlerden biri.
Şiirine doğru yolculuk yaparken geleneği sırtında, yeniyi sesinde taşımasını bilen şairlerden.
Onu okurken genç Türk şiirinin nasıl çiçek açtığını da göreceğiz. " Metin Cengiz

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<

İÇİNDEKİLER

SÖYLEŞİ / “Müge İplikçi” / Fulya Bayraktar
Müge İplikçi / Öykü / Kevser Hanım
Feyziye Alper / Öykü / Kedi, Masal ve Yalan 1
Fulya Bayraktar / Öykü / Mesela
Orkun Levent Boya / Öykü / Dün Akşam
Sofya Kurban / Öykü / Eşyaların İsyanı
DOSYA / "Gazetelerin Kitap Ekleri" / Sofya Kurban
Berna Akkiyal / BirGün Gazetesi Kitap Eki
Turhan Günay / Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki
Mustafa Kara / Evrensel Gazetesi Kitap Eki
Cem Erciyes / Radikal Gazetesi Kitap Eki
Ayşegül Tercan / Kitap mı Dediniz? Önce Reklâmlar
Şahin Yıldırım / Okurla Yapıt Arasındaki Büyü Zedelenmesin!
SAYGI / "Bir Yenilik Sevdalısı Recaizade Mahmut Ekrem" / İsmail Cem Doğru
Tan Doğan / ‘O’
Duygu Ergun / Edebiyat ve Tiyatro
DÜNYA EDEBİYATI / Bosna-Hersek Edebiyatında Kısa Öykü / Prof. Dr. Kerima Filan
Ferida Durakovic / Öykü / Saçlı Bebek
Ferida Durakovic / Öykü / Vatanın Yok Oluşu
Emel Balcı / Öykü / Bir Evin Bir Kızı: Nihan
Memduh Nihat / Öykü / Abdest
Ozan Yıldırım / Öykü / Deli Gömleğinde Aşk
Colin Ferguson / Bilim Kurgu / Gambit
Firuz Kutal / Çizgi Öykü
Fulya Sormaz / İnceleme / 90 Sonrası Şiir ve Şiirin Popülerleşmesi I
Banu Keskinok / “70’li Yıllara Öykü Tadında Çocuksu Bir Yolculuk
Paylaşmak İstediklerimiz
ŞİİR
Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet Uysal, Özgen Seçkin, Tümay Çobanoğlu, Ayşegül Tercan, Murat Uğurlu, A.Uğur Olgar, Carl Sandburg, Erkan Kara, Tufan Uğur Kurçer, Ertuğrul Özüaydın, Asiye Kamber, Atilla Ayata, Bedriye Korkankorkmaz, Mert Günel,
Kapak Resim / Firuz Kutal
Kapak Şiir / Turgut Uyar


Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi


Lacivert Öykü ve Şiir Dergisi
Tel: 0312 424 10 11
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<
ERİCH AUERBACH’tan çevirdiğimiz “Odysseus’un Yarası
BELLA HABİP’'ten “Yaratamama Üzerine”
ZEYNEP ALTOK’'tan “Nazire Uzerine Dusunceler” yazilari
ve SERDAR KOCAK’'tan “Oldukten Sonra” siiriyle
birlikte

80’lerde Dergicilik paneliyle
ENİS BATUR, AHMET SOYSAL, BULENT SOMAY,
ISKENDER SAVASİR ve MURAT GULSOY
bir araya geliyor.
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<

MART SAYISINDA...


Öpüşerek de Ölebilir İnsan: Altay Öktem

Yazı: Ötekent Saatçisi, Volkan Kurt, Ceylan Gülçehre

Şiir: Mehmet Ersoy, Ayşe Irmak, Çığlık Mavi, Eren Murat Özügür, Özgür Boz

Karakalem Bi Dünya: Samık –Eskimo- (Çev: Nice Damar)

Kara Raf: Faça, Kapı Kilit Anahtar

Büyülü Sözlük: Zeynep Çolakoğlu

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<