<
<

Neden, bir konu tartışılırken, kaleme sarılan kişi, ilk cümleye ‘en doğruyu kendisinin söylediği, karşısındakinin ise yanlışın batağında olduğu’ duygusuyla başlar? Anlaşılır değildir. Hele ki, görmüş geçirmiş, yaşam yıllanmışı ve deneylisi bir kişiyse hiç anlaşılır değildir. Genç kardeşlerimizin ‘kafa göz yaran, yürek kıran’ bu türden tartışmalarının, hiç olmazsa ‘geçliklerine bağlı bir mazeretleri’ var. Tartışmaya, böyle başlamak, daha baştan düzeyi dibe çekmek olmuyor mu?

Yazıma neden olan konuya, ‘Frankfurt Kitap Fuarı’na katılıp katılmama tartışması’na geliyorum: Fuar davetine muhatap olan bazı yazarlar –ki biri de benim- dile getirdikleri bazı kaygılarıyla ‘katılmayacaklarını’ açıkladılar. Kuşkusuz ki bu, bir tartışma başlatacaktı, ki başlattı da. Tartışmanın düzeyli olmasından her kesim, en önemlisi de düşün dünyamız kârlı çıkar. Düzeyin düşmesi, sadece bizi birbirimize düşürmekle kalmaz, zararlı da çıkarır.

Kısaca: Fuar nedeniyle bana iletilen davete, kendi adıma ‘bazı kaygılarımı’ dile getirerek, ‘katılmayacağımı’ bildirdim. Bunun bilgisini de soL aracılığıyla kamuoyuna duyurdum. Katılmayacaklarını bildiren diğer yazarların tutumları da bu niteliktedir. Yani giderilmesini mümkün görmedikleri, pazarlık olanağından yoksun oldukları belli kaygılarını belirtmişlerdir. Her birisi düşün dünyamızda önemli yerleri olan kişilerdir. Kendi adlarına ve özgür iradeleriyle bu kararı vermişlerdir. Doğru yaklaşım, bu insanlarca dile getirilen ‘kaygılar’ın tartışılması olmalıdır.

Yaptığım açıklamadan sonra, beni de şaşırtacak boyutta kutlama mesajları aldım. Aynı günlerde, sayın Müge Gürsoy Sökmen’den de son derece düzeyli, içtenlikle yazılmış bir mektup aldım. Sökmen, ‘Size bu mektubu 2008 Frankfurt Kitap Fuarı yürütme komitesinin yazar, yayıncı ve çevirmenleri temsil eden eşbaşkanı sıfatıyla yazıyorum.’ diye başlayan mektubunda, hazırlık sürecini, bu sürecin zorluklarını nasıl aşmaya çalıştıklarını ve bir çoğunu aştıklarını anlatıyor. Sonuç olarak ise, katılmama biçiminde verdiğim kararı tekrar gözden geçirmemi, desteğimle yanlarında olup güç vermemi rica ediyordu. Bu düzeyli ve içtenlikli mektuptan son derece duygulandım. Kendisini, kararıma neden olan düşünce ve kaygılarımı açıklayan şu mektupla yanıtladım:

Değerli Müge Gürsoy Sökmen,

Her şeyden önce, nezaketiniz ve bana yazma inceliğinize ve şahsımı onurlandıran sözlerinize teşekkür ediyorum. Esasında ben de ‘davet edildiğimi’ öğrendiğimde açıkçası biraz şaşırmış, bunu ‘kullanılmak istendiğim’ gibi bir işkilden çok, ‘hazırlık komitesinde iyi niyetli kişilerin varlığı’ düşüncesine bağlamıştım. Yanılmamışım. Sizin iyi niyetinizden ve çabalarınızın takdir gerektirdiğinden hiçbir kuşkum yok. İyi niyetli çabalarınıza gerçek anlamıyla saygı duyuyorum. Fakat yine de beni ve düşünerek verdiğim kararı anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Türkiyeme aşık bir insanım. Ona verdiğim değeri hiçbir değerle yarıştırmam. Tüm hayatım bunun göstergesidir zaten. Bu aşk, Karacaoğlan’ı yücelerin yücesinde tutma duygusuyla Toroslar’a, Anadolu’ya perçinlidir. Bir arkadaşınızın telefonla Franfurt davetini bildirdiği gün, ‘Sivas Yangını’ ile ilgili toplantıda, şiir okumak için sahne arkasında bekliyordum. Kültür Bakanlığı koltuğunda oturan kişinin, onlarca yazar ve sanatçının dağlandığı bu konuda tek kelime konuşmadığı bir gündü. Tam tersine, siyasi iktidarın ‘türbana’ dek varan gerici ne kadar hesabı varsa, ‘vitrinde’ onların ‘sözcülüğü’nü yapıyordu. Beni arayan arkadaşa, ‘o anki duygumla yanıt vermemin mümkün olmayacağını, yazılı bildirmesini’ rica ettim. O da öyle yaptı. Düşündüm ve ‘direkt yada dolaylı hiçbir biçimde bu Kültür Bakan’ının olduğu yerde olamayacağıma’ karar verdim. ‘Karacaoğlan’ dedim; çünkü, Anadolu’mun gerçek kökü ve gerçek dünya temsilcisi odur. Sevdası, sevdalısı onun sesinde perçemleriyle, zülüfleriyle ışıldar. ‘Örtünme özgürlüğü’ türünden isli bir sesle dolaşan bu Bakan’ın hiçbir biçimde Anadolu’yu, onun kültürünü temsil yetkisi yoktur. Tarihsel nedenler kadar güncel politik nedenlerle de, beni böyle bir karara götüren duygu ve düşüncelerimi anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Bunun, sizin iyi niyetli çabalarınızı da karalama anlamında olmadığını da görmelisiniz. Bu yaşıma dek yazarlığım ve şiir okumak için katıldığım bitün etkinliklerde bu irade esas olmuştur. Dilerim, katılan arkadaşları, çıktıkları sahnelerde ‘türban sürprizleri, türbanlı, türbancı yetkililerle tokalaşma emrivakileri’ beklemiyordur. Dilerim iyi niyetinize kir, is bulaştırma hesabı içinde olanların hesapları tutmaz. Sevgilerimle.

Konuya düzeyli yanaşmak, bir yazarın taşıdığı kaygıları içtenlikle dile getirmesini ve bunu kamuoyuyla bölüşmesini zenginlik saymayı gerektirmez mi? Kararımı açıkladığımın hemen ertesinde, çok değişik kesimlerden birçok aydın, devrimci, demokrat ve yazar arkadaşımız son derece duyarlı kutlamalarla destek vermiştir.

Kararlarını bu temelde verip açıklamalarını bu düzeyde yapan insanları kuşkusuz ki eleştirenler de olabilir. Ama, eleştiride sığlaşmamak gerekir. Hele ki, her biri yıllar ve yılların mücadele ve deneyimlerinden gelmiş insanlara ‘yukardan kuru sıkı akıldanlık’ yakışık götüren bir şey değildir.

Yazık ki bunun bir örneğini, sayın Cüneyt Ayral ‘Pen Türkiye Merkezi’ adlı penceredeki açıklama mektubuyla verdi. Bu mektubunun başlığı benim Yazarlık Onurumu Frankfurt’tan Sakınıyorum sözüm olduğu için, düşüncelerine kısaca değinmem gerekiyor.

Sayın Ayral özetle, ‘Kullandığımız e-posta yabancı sermayedir..metro ve otöbüsleri AKP Belediyesi işletir..Yankee Go Home diyerek bir yere varılamadığını hemen hepimiz öğrendik...devlet başka şey hükümet başka şeydir..ben oaraya gidersem hükümetin değil devletin parasıyla gidiyorum..gidenler hükümeti değil Türkiye’yi temsil edecek..bu arenadan uzak durmak kendi ayağımıza kurşun sıkmak değil mi?’ diyor.

Sayın Ayral’ın ‘çok düşündüğünü’ söyleyerek yazdığı açıklamasına aynı sığlıkta yanıt vermek, bu kez bizim kendimizi ilkokul öğretmeni, onu alfabe öğrencisi yerine koymamız olacak. Bildiğim Cüneyt Ayral bunu haketmez. Bize de yakışmaz. Yalnız şu noktaları bir daha gözden geçirip düşünmesini rica ediyorum: Bu düz mantıkla hareket edilince, sigara içen insanların ‘savunma vergisi’ veriyor olmaları nedeniyle ‘anti militarist olamayacakları’ noktasına dek gidilir. Türkiye’yi temsil etme konumuz ‘her türden oyuncunun birlikte oynadığı’ Avrupa Kupası maçları değil. O ülkenin düşünce dünyasını temsil eden yazarlar ve düşün, sanat dünyası. Böyle olunca Sayın Ayral, hükümetler ve hatta en üst düzey devlet yetkilileri tarafından ‘vatan haini’ olarak ilan edilmiş Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Sebahattin Ali kadar şerefli onurlu ve derinlikte Türkiye’yi kimse temsil etmemiştir. Aziz Nesin’den Ruhi Su’ya kadar isimleri çoğaltabiliriz. Bize bu konuda akıl vermeye kalkıp telimize basmayın! İspanya’dan Kanada’ya dek dünyanın birçok ülkesinde davet edilip katıldığım etkinliklerde ülkemi, dilimi, kültürümü temsil ettiğim dönemde, ben de aynı suçlamayla yurtaşlıktan çıkarılmış bir insandım. Ne zaman nerede kimi ve nasıl temsil etmemiz gerektiği konusundaki bilgi düzeyi ve tavsiye biçiminizi de biz haketmiyoruz. Bakın Füsun Akatlı, bu konudaki açıklamasında, Kültür Bakanı'nın TRT 2'de bir söyleşisini dinledim: Rusya’ya Fazıl Say’ın Nazım Hikmet Oratoryosu’nun götürülmesini, Nazım’ın Moskova ile ilişkileri bakımından anlamlı bulduğunu, ama Almanya’ya Nazım’ın uygun düşmeyeceğini söylüyordu! diyor. Bu sizi ilgilendirmiyor mu? Ve, sorun kendinize şimdi: Fazıl’a Türkiye’yi dünyada temsil konusunda sizin seçkin tavsiyeleriniz ne ifade eder?

Ben şahsen ruhumu emzirdiğim, varlığımın anası coğrafyama karşı sorumluluk duygusuyla kaygılarımı dile getirdiğimi düşünüyorum. Uyarıcı içeriği ve kazananın Türkiye olması dileğiyle. Ve, her fırsatı bu ülkede kararmanın zemini olarak kullananlara karşı da yazarlığım ve onunla taşıdığım onurumdan başka bir silahım yok! Evet, yazarlık onurumu Frankfurt’tan sakınıyorum. Bu sakınma aynı zamanda, onu gerektiren nedenlere karşı dövüşmek anlamındadır.

Temmuz 08 | Kaynak

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<

Dünya Yazarlar Birliği PEN Türkiye Merkezi, yazar Nedim Gürsel'in "Allah'ın Kızları" kitabına soruşturma açılmasıyla ilgili olarak bir açıklama yayınladı.

PEN Türkiye Başkanı Tarık Günersel imzasıyla yapılan bugün (17 Temmuz) tarihli açıklamada, "Dünya Yazarlar Birliği PEN edebiyat ve ifade özgürlüğünü insanlığın gelişmesi için vazgeçilmez sayar. Usta yazarımız Nedim Gürsel'in çeşitli dillere çevrilmekte olan romanı "Allah'ın Kızları" yakında Suudi Arabistan'da da yayımlanabilir. İnsanlık tarihinin önemli bir kesitini saygı ve özenle işleyen Nedim Gürsel teşekkür, övgü ve desteği hak etmektedir. Ülkemizde bu zengin ve önemli romanla ilgili olarak soruşturma açılmasını kaygıyla karşılıyor, bu sürecin edebiyat ve ifade özgürlüğü lehine sonuçlanacağını umuyoruz. PEN, Nedim Gürsel'in yanındadır" denildi.

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, Nedim Gürsel'in Mart 2008'de Doğan Kitap tarafından yayımlanan "Allah'ın Kızları" adlı romanı hakkında, "dini değerlere hakaret ve aşağılama" iddiasıyla soruşturma başlatmıştı.

Haberin devamı...
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<1comments < <
<
<
Kastamonu'nun Cide ilçesinde, ünlü edebiyatçı Rıfat Ilgaz'ın doğduğu ev, 'Rıfat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi'ne dönüştürüldü.

Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz, babasının İstanbul'daki eşyalarını Cide'deki eve getirip yerleştirdi. Rıfat Ilgaz'ın doğduğu ev Cide Belediyesi tarafından Kültür Bakanlığı'ndan devralınmış ve aslına uygun olarak yeniden yapılmıştı. Ev, 11-13 Temmuz tarihleri arasında 13'üncüsü düzenlenecek Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali'nde müze ev olarak ziyarete açılacak.
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<



PATİKA
KÜLTÜR SANAT EDEBİYAT DERGİSİ 62.SAYI ÇIKTI.

18.YIL - TEMMUZ AĞUSTOS EYLÜL 2008

Kapak Resmi: NAZIM ÖZÜAYDIN.

İnceleme-Araştırma: L. N. TOLSTOY’un, XXI. Yüzyılın Kültürel Dokusundan Yansıyan Görüntüsü BİRSEN KARACA,Yazar ve Yarattığı Roman Kahramanları Arasındaki Benzerlikler: DOSTOYEVSKİ “Budala” YAŞAR YILTAN.

Araştırma-Derleme: “Her Güzel Konuşmada Bir Melodi Gizlidir” SERDAR ONGURLAR, LEYLA GENCER’in Ardından ÖNDER KÜTAHYALI.

Söyleşi: HÜSEYİN MACAR’la Söyleşi NERMİN KÜÇÜKCEYLAN.

Sinema:“Bereli Sinemacının” Yaşam Serüveni: INGMAR BERGMAN - SERHAN EVYAPAN, Anayurt Oteli MÜNEVVER OĞAN.

Deneme: Türk Medyası Çocuğu Nasıl İmgeliyor? KEMAL İNAL, Neoliberalizmin Alameti Farikası ya da “Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz.” BARIŞ DEMİR, İki 17 Nisan ÜMİT SARIASLAN, JANE AUSTEN ve Anadilinde Yazmak HÜSEYİN İÇEN, Bir Mavi Adam: NACİ GİRGİNSOY - İLKAY NOYLAN.

Çeviri Şiir: Bagaj SAMUEL YAKOVLEVİÇ MARŞAK - BİRSEN KARACA.

Öykü: Gıcırtı FULYA BAYRAKTAR.

Çeviri Öykü: Kent Otobüsünde Bir Düet DOULAS MOORE - NAZIM ÖZÜAYDIN, PLATON’un Düşü VOLTAIRE - DOĞANAY ERYILMAZ.

Şiir: Gençlik Parkı HÜSEYİN ATABAŞ, Kalino AHMET UYSAL, Küçük Otların SesiAYDIN ŞİMŞEK, Dying İn The Sun ÖZLEM SEZER, Şaraph’el BETÜL YAZICI, Çin Denizindeki Batık RAMAZAN GÜNGÖR, Megalomani İLHAN KEMAL, Dolanan Yollar İçin Gazel VOLKAN ODABAŞ, Arkamızdan Konuşur ERSAN ERÇELİK, Şiir Annesi İLKER İŞGÖREN, Bıraktığın Yerden BakıyorumERTUĞRUL ÖZÜAYDIN, Yedi Gün Tekrarı Hayat MUSTAFA ERGİN KILIÇ, Akıyor Kan ZEKİ YARAMAZ.

Kitap Tanıtımı: Yaşınız Elvermese de Bu Kitabı Okuyun! TUNÇ TİMUROĞLU.

Derleme: Düşünenler Ne Düşünüyor? HÜSEYİN İÇEN.

Günce: Bahar Günlüğü ERTUĞRUL ÖZÜAYDIN.

DOSYA: ŞİİR ADLARI

Şiir Adı Deyip Geçemeyiz, İnsanın Ötesine Varır Şiir!MUSTAFA ERGİN KILIÇ, Şiir Başlıklarının Doğası AHMET ADA, Şiirin Başlığı / Kitabının Adı: Şiirin Ruhu BÂKİ AYHAN T, Bir Şiirin İsmi Çok Şeydir ama ‘Her şeyidir’ Diyemiyorum BÜLENT GÜLDAL, Yaşamış Şiir Kendine İsim Bulmaya Çalışmaz S. AYLİN ANTMEN, Adı Olan Şiir SONER DEMİRBAŞ, Şiirin İsmi Her Şey Değil Tabii DERYA ÖNDER, Metnin Adını Çağırmasını Beklerim Ben ASUMAN SUSAM, Bir Tamamlamadan Oluşuyor Ad HÜSEYİN PEKER, Şiir Seçsin Kendi İsmini EDA KESKİN, Şiirlerimin İsim Babası Öteki Ben ÖZCAN ÖZTÜRK, Bir Şiirin İsmi O Şiirin Kapısıdır EROL ÖZYİĞİT, İçsel Acıları Dindirme Şekli, Detaylarda Saklıdır BERNA OLGAÇ, Ad Bir Simgedir KEMAL GÜNDÜZALP, Şiirin Adı Var! ALTAY ÖMER ERDOĞAN.

Karikatür: NEZİH DANYAL.

Fotoğraf: SALİH GÜLER.

Çizim: ERDAĞ AKSEL.

Tasarım: ARE.


http://www.patikadergi.com/


/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<

Yasakmeyve şiir dergisi, 33. sayısında 15 yıl evvel 2 Temmuz günü Sivas Yangını’nda aralarında şairlerimizin de bulunduğu insanlarımızı anıyor. Hulki Aktunç’un “yangın kavmindeniz, ne giysek alev” dediği gibi, alevi teninde hissedenlerin yazılarından oluşuyor bu sayının dosyası. Sezai Sarıoğlu, Zeynep Altıok, Şükrü Erbaş, Eren Aysan, Hüseyin Alemdar, Ahmet Telli, Zeynep Uzunbay, Fikret Demirağ, Hüseyin Ferhad ve Mustafa Köz, yazılarıyla Sivas Yangını’nın derinliklerine bakıyor.

“Şair ve Okuru” sayfalarınını bu sayıdaki konuğu İzzet Yasar. Cuma Duymaz, “Eninde Sonunda İyi Şiir Kötü Şiiri Kovar” diyen Yasar ile şiirini konuştu. Ersun Çıplak ve Turgay Anar da İzzet Yasar’ın şiirle sinema arasında kurduğu bağı irdeliyor.

Bu ayın şairleri ise İsmail Uyaroğlu, Gültekin Emre, Habib Bektaş, Fergun Özelli, Erda Har, Orhan Göksel, Elâ Atakan.

Yasakmeyve’nin bu sayısında armağan verdiği şiir kitapları Papirüs Yayınları’ndan..

İÇİNDEKİLER:

Şair ve Okuru: İzzet Yasar / Cuma Duymaz

Asla, Asla, Asla: Ersun Çıplak

Balthazar, Elma Dersem Çıkma: Turgay Anar

Şiirler: İsmail Uyaroğlu, Gültekin Emre, Habib Bektaş, Fergun Özelli, Erda Har, Orhan Göksel, Elâ Atakan

Dosya / 15. Yıldönümünde 2 Temmuz Sivas Yangını: Sezai Sarıoğlu, Zeynep Altıok, Şükrü Erbaş, Eren Aysan, Hüseyin Alemdar, Ahmet Telli, Zeynep Uzunbay, Fikret Demirağ, Hüseyin Ferhad ve Mustafa Köz

Ruhi Bey: Vecdi Çıracıoğlu

Şiirin Uzun Tarihi: Edip Cansever - Adil İzci

Saba’nın Şiirinde Sevgili Anne-Anne Sevgili-1: Selim Temo

Edebiyatımızda Resimler Sözlüğü: Oya Uysal, Ahmet Ada, Sina Akyol

“Tarih Çağ”ında “Eski Zaman Esvapları”: Savaş Kılıç

Şair Söyler mi, Yazar mı?: Celâl Soycan

Şiir Kitapları Sözlüğü-26: Tahir Abacı

Metropol Lirikleri: Türkân Yeşilyurt

Araf’ın Şairi Terk Etmesi: Hüseyin Köse

Eleştirel Okuma: Salih Bolat

Şairin Genci: Songül Çelik

Vaat Edilmiş Sayfalar (Sina Akyol’un değerlendirmesiyle): Şahin Taş, Onur Yüce, Akın Arslan, Gökhan Özbütün

Şiirin Uzun Tarihi: Uluslararası İstanbul Şiir Festivali

Şiirin Uzun Tarihi: Zargana

Şiyir Sevişgenleri: Metin Üstündağ

Künye Bilgileri:

Yasakmeyve 33 / Temmuz-Ağustos

İki Aylık Şiir Dergisi

ISSN: 1303-8397, Barkode: 9771303839703 00033

Sayfa Sayısı: 128, Fiyatı: 7 YTL, Armağan Kitaplı

İmtiyaz Sahibi: Ali Enver Ercan

Yazı İşleri Müdürü: Bülent Usta

Yayın Koordinatörü: Alper Çeker

Kurumsal İletişim: Saime Akat

Yayın Sekreteri: Mahir Karayazı

Görsel Tasarım: Nazlı Ongan

Adres: Rasimpaşa Mah, Yeldeğirmeni Sk, Alibey Apt, No:21, Kat:1, Daire:4, Kadıköy/İstanbul, Tel/Fax: 0216 414 33 31, e-posta: editor@yasakmeyve.com

Dağıtım: Alfa / Tel: 0212 511 53 03

Abonelik: Aktif İleti / Tel: 0212 314 08 88

İnternetten Satış: www.ideefixe.com



Komşu Yayınevi

Rasim Paşa Mah, Yeldeğirmeni Sk. Alibey Apt. No: 21, Kat: 1, No: 4

Kadıköy / İstanbul, Tel/Faks: 0216 414 33 31

editor@yasakmeyve.com

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<2008 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Belli Oldu./div>
<
Şiir dalında ön elemeden geçirilerek seçici kurula sunulan dosyalar Taner Cindoruk, Nurullah Kuzu, S. Aylin Antmen, Sezgin Öndersever, Onur Tekin, Ali Pektaş, Mehmet Ersoy, Abdurrahman Şenel, Abbas Taşbaş, Umut Ünalan, Emine Gürbüz, Mehtap Meral, Mehmet Şah Erincik ve Veysi Erdoğan imzalarını taşıyordu.

Metin Cengiz, k. İskender, Metin Celâl, Haydar Ergülen ve Enver Ercan’dan oluşan şiir seçici kurulu yaptığı değerlendirme sonucu, ödülü oybirliğiyle Veysi Erdoğan’ın “Şimdi Terk Edin Çadırımı” adlı dosyasına verirken; Mehmet Şah Erincik, Sezgin Öndersever, Nurullah Kuzu, S. Aylin Antmen ve Mehmet Ersoy’un dosyalarını ‘dikkate değer’ buldu.

Öykü dalında ön elemeyi geçenler Gizem Parlayandemir, Demet Saka, Gökmen Akça, Melik Saraçoğlu-Hakkı Kurtuluş, Ali Ünal, Deniz Tural, Coşkun Ongun, Aylin Sökmen, Burak Evren, Can Sertaç Saatçıoğlu ve Erkut Tezerdi’nin dosyalarıydı.

Nursel Duruel, Feyza Hepçilingirler, Feridun Andaç, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve Cemil Kavukçu’dan oluşan öykü seçici kurulunun değerlendirmesinde Burak Evren ile Can Sertaç Saatçıoğlu’nun dosyaları öne çıktı. Aynı değerde bulduğu iki dosya arasında son bir değerlendirme daha yapan kurul, Burak Evren’in dosyasının kitaplaştırılması kararına vardı.

/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<
Edebiyat özü itibariyle muhaliftir. Gücünü ve varlık gerekçesini doğrudan vicdanın sesi olma yetisinden alır. Yazar ise yine doğası gereği var olanı sorgulayan ve başka türlüsünü düşleyendir.

Edebiyatını toplumsal sorunlara duyarlık ekseninde yapılandırmış yazarlarımızdan Latife Tekin'in, katıldığı bir söyleşide tam da muhalif sözünü söylerken AKP Belediye Başkanı tarafından şiddetle susturulması, totaliter zihniyet adina konuşan ibretlik bir fotoğraftır.

Kamuoyunu bu fotoğrafı bir çırpıda unutmamaya ve tepkisini ifadeye davet ediyoruz. İnanıyoruz ki 'yanlış hayat doğru yaşanmaz' cümlesi bu ülke insanının kaderi değildir...
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<
<
<
GENEL-İŞ ve DİSK eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk (1929-1991) anısına, ailesi, Edebiyatçılar Derneği ve Genel-İş'le birlikte beş yıldır işçi öyküleri dalında verilen "Abdullah Baştürk Ödülü", bu yıldan itibaren işçi edebiyatı kapsamında, kitaplara verilecektir.
1) Ödüle aday kitaplar, işçiler ya da emeğiyle geçinenler hakkında olmalıdır.
2) Bu kitaplar; şiir, öykü, roman, anı, günce, röportaj türünde olabileceği gibi, edebi yapıtlarla ilgili inceleme, eleştiri, makale, deneme, antoloji, yıllık ve benzeri türlerde de olabilir. Ancak ödül dağıtımında, tür değil, yapıtın değeri göz önüne alınacaktır.
Şiir, öykü, deneme gibi türlerde, kitabın en az yarısının işçiler ya da emeğiyle geçinenler hakkında olması, yeterli sayılabilecektir.
3) Kitaplar 1 Eylül 2006 - 31 Ağustos 2008 tarihleri arasında (bu ilk yıla özgü olarak son iki yıl içinde) basılmış olmalıdır. Ödüle son başvuru tarihi 11 Eylül 2008'dir. Postadaki gecikmeler kabul edilmez. Ödüle tek yapıtla aday olunabilir.
4) Edebiyatçılar Derneği yönetim organlarında yer alan üyeler yarışmaya katılamaz.
5) Seçici kurul: Remzi İnanç, Özgen Seçkin, Vecihi Timuroğlu, Necati Tosuner, Tuncer Uçarol.
6) Ödüller en çok üç kitaba verilir. Aralarında sıralama yapılmayacaktır. Ödül tutarları her bir kitap için 2.000 TL'dir. Ödül kazananlar ayrıca GENEL-İŞ'in Ören (Burhaniye)'de bulunan "Abdullah Baştürk Eğitim ve Dinlenme Tesisleri"nde bir hafta ağırlanacaktır.
7) Sonuçlar, gerekçesiyle birlikte, 11 Kasım 2008 günü açıklanır. Ödül töreni, Abdullah Baştürk'ün ölüm yıldönümü olan 21 Aralık 2008 gününü izleyen hafta içinde yapılır.
8) GENEL-İŞ, ödül kazanan ve yarışmaya katılan kitaplardan bazı bölümleri, telif ücreti ödeyerek kitaplaştırabilir. Bunları yayın organlarında da kullanabilir.
9) Ödüle aday kitaplar; adres, telefon, özgeçmiş yazılı imzalı bir başvuru dilekçesiyle yazarın kendisince ya da izin belgesiyle birlikte yayınevince, 7 adet olarak aşağıdaki adrese taahhütlü gönderilecek ya da imza karşılığı teslim edilecektir:
--- Edebiyatçılar Derneği (Abdullah Baştürk Ödülü), Sakarya Cad. 32/15, Bahar Apt. Kat 5, Yenişehir - Ankara. İletişim: 0312 / 434 46 65 edebiyat@edebiyatcilardernegi.org.tr
--- Bilgi için (ödül sonuçları, tarihçe, yarışma kitapları, yankılar):
www.genel-is.org.tr
10) Ödüle katılan yapıtlar geri verilmez.
/div> posted by ¤ Permalink ¤ <<0comments < <
<